KRYD’nin düzenlediği 12. Global Riskler Zirvesi’nde AXA Sigorta Genel Müdürü Yavuz Ölken, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mehmet Tuğtan ve TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı güncel Riskleri ve sigorta çözümlerini konuştu.

Kurumsal Risk Yönetimi Derneği’nin (KRYD) 10 Nisan’da, Sabancı Center’da düzenlediği 12. Global Riskler Zirvesi’nde jeopolitik risklerin ekonomiye etkileri ve risk yönetiminde işletmelere düşen görevler masaya yatırıldı.
Güncel Riskler ve Sigorta Çözümleri panelinde jeopolitik ve makroekonomik gelişmelerin Türk sigorta sektörü üzerindeki etkileri tartışıldı. Hürriyet Gazetesi Yazarı Noyan Doğan’ın yönettiği panele, AXA Sigorta Genel Müdürü Yavuz Ölken, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mehmet Tuğtan ve Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı konuşmacı olarak katıldı.
REKABETİN EN YOĞUN YAŞANDIĞI SEKTÖRÜZ
– Rekabete bakış açınız nedir ve sektördeki rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Tuğtan: Riskler büyüyor, bedeller artıyor, sigortalanabilir riskler karmaşıklaşıyor. Özellikle büyük risklerde sınai, ticari risklerde bir sigorta şirketinin tek başına bütün hepsini ben yapacağım diye diretmesinin çok bir anlamı kalmıyor. Riskin paylaşılması çok önemli ve bu anlamda rekabet artık değişen koşullarda iş birliği fırsatına dönüşüyor. Buna rekaberlik de diyemeyiz. Rekaberlik kavramı çok daha farklı boyutlarda ele alınması gereken bir şey ama sektörün oyuncularının birbirlerine destek olarak bütün bu riskleri ortak yönetmesi çok faydalı.
Özgür Obalı: Rekabetin fiyatsal perspektifte en yoğun yaşandığı sektörüz. Bizim Birlik olarak tek fonksiyonumuz yok. Sadece sektörün oyuncularının haklarını, menfaatlerini korumak değil; sigortalılar tarafı da var, regülatörle ilişkiler de var. Sigortalılar tarafından çok pozitif bir dönemdeyiz, rekabet anlamında. Çok büyük bir verinin üzerinde oturuyoruz. Bence asıl rekabet ederken riskleri de doğru yönetmek anlamında bu veriden çok iyi faydalanmak lazım. Çok büyük bir veri merkezimiz var; Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi. Çok ciddi veri analitiğini sigortalıların lehine değiştirmeye, elleşlemeye çalışıyoruz. Bence biz sektör olarak risk yönetimi perspektifinde bu veriyi sadece sigortalılarımız lehine işlemek yanında, kendi öz risklerimizi yönetmek anlamında şirket bazında fokuslanmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
REKABERLİĞİ KÖŞEYE BIRAKTIK
Yavuz Ölken: Bir endüstrinin gelişmesi adına rekabet olmaması mümkün değil. Bu sektörün sigortalanma oranını yukarı çıkartmak gibi büyük bir ev ödevi var. Hepimiz biliyoruz ki sigortalama oranları kurumsal tarafta yüksek, yüzde 90’ları görürken, ticarette yüzde 30’ları görmüyoruz. Bireysel de yüzde 25’ler civarında. Şimdi burada rekabet etmek zorundayız. Bir rota değiştirmemiz lazım. Yani rekabete yeni bir marka yaratmak gerekiyor. 5 Şubat 2023’te yine bu durumdaydık, yine rekabet vardı. 6 Şubat 2023 bizleri çok etkiledi, bambaşka bir yörüngeye sürükledi ve o günlerden sonra sektörün daha yapıcı rekabete inanan yöneticilerinden biri olarak ben, Mehmet Tuğtan, bir araya geldiğimizde şunu gördük. Rekabet edemeyeceğimiz bir yörüngeye giriyoruz. Çünkü kapasite yok. Bunun adını değiştirmeliyiz dedik ve rekaberlik dedik. Neye karşı rekaberlik? Türk sanayisinin, Türk insanının, toplumunun varlıklarını, koruma açıklarını kapatabilmek için Türk sigorta sektörü rekabet yerine rekaberliğe dönüşmek zorundaydı. Bunların hepsi bir yapısal dönüşüm evresi.
2025’in Haziran’ından sonra da bu sert pazarlar, tüm dünyada finans endüstrisinin de yarattığı katma değerle gevşemeye başlayınca, rekaberliği bir miktar köşeye bırakır olduk. Ama koruma açıkları hala var ve o rekaberlik kısmına geri dönmemiz gereken alanlar var. Onun dışında sigortalanma oranını yukarı çıkarmak için mutlaka biz rekabet etmeliyiz. Nerede rekabet etmeliyiz? Fiyatlama bölümünde değil. Bizim rekabetimiz hizmette, teknolojide yani maliyet azaltıcı unsurlar için sonuna kadar rekabet etmeliyiz ki ulaşılabilir bir fiyat noktasına gelsin sigorta primleri. Biz rekabet deyince hep müşteriye sunulan son fiyata doğru bakmaya çalışıyoruz. Evet, o bir sonuç, orada olacak. Hatta aracılar kendi komisyon gelirleri üzerinden de rekabet ediyorlar. Etmemek lazım. Bizim bir risk primimiz varsa aracının da bir işletme maliyeti var. Dolayısıyla buraları örseleyecek rekabetin içinde olmamamız lazım. Ama iyi ürün çıkarmak, prosesimizi hafifletmek için elimizden gelen her türlü rekabeti göstermek zorundayız. Hedef, müşteriye en uygun fiyatı vermek. Biz mutlaka iklim değişimi, siber ve mobilite üzerindeki yeni yapıyı anlamak için burada belki mevzuatsal değişiklik yapmak lazım. Dolayısıyla sigorta sektöründeki rekabeti böyle dikeylere ayırmamız gerektiğini hatırlatmak isterim.
KAPIMIZDA KUYRUK OLSA SİGORTALAYAMAYIZ
Mehmet Tuğtan: Sigortalılık oranı düşük diyoruz. Bunu arttırmamız gerektiğini söylüyoruz. Ama açıkça söylemek gerekiyor ki, herkes kapımızda kuyruk olsa, sigortalayın bizi dese, sigortalayamayız. Sigortalayamayız, sermayemiz yok çünkü. Sermayenin büyümesi lazım. 333 milyon TL hayat dışı sermaye büyüklüğü, tüm sektörün. Bir tane büyük bankanın öz sermayesi bundan daha fazladır. Bunun altını çok net çizmek lazım. Sermaye büyütelim. Nasıl büyütebiliriz? İki yolu var. Ya enjeksiyon olacak ya da kar edeceğiz. Kardan söz edebiliyor muyuz? Rekabet olacak mutlaka ama irrasyonaliteye girmeyelim. Rekabet dışı fiyattan bahsediyorum, yapılanmadan bahsediyorum, aracı konumlandırmasından bahsediyorum. İrrasyonaliteye giriyoruz, biz sektör olarak, bunu yapıyoruz. Ondan sonra teknik sonuçlar açıklanıyor. Sigorta sektörü yine teknik kar elde edemedi.
Özgür Obalı: Sektör son 3-4 yıldır çok ciddi anlamda bir ivme yakalamış durumda. Prim üretimi yüzde 46 arttı. Fon büyüklüğü BES’te yüzde 65 arttı. Özkaynak yüzde 60 büyüdü. Regülasyon tarafında da çok önemli adımlar atılıyor. Niye? Riski doğru yönetebilsin sektör diye. Yani sermaye biriktirmek bu sektörün en önemli ödevlerinden bir tanesi. Rekabet nedeni ile oluşacak özkaynak erimelerine yol açacak birtakım hareketlerden de kaçınması lazım sektörün. Tabi ki tüketici perspektifinde risk yönetimi sigorta sektörünün bence zaten göbek adı. Bugün geldiğimiz noktada bu anlamda belli yerlerde tekrar kendimize bir çeki düzen vermemiz gerekliliğiyle karşı karşıyayız.
2026’NIN İLK ÇEYREĞİNDE HER ŞEYİ GERİ VERDİK
Yavuz Ölken: Rekabet etmek iyi ve kötü riski ayırmamak değildir. Rekabet etmek, iyi sürücü kötü sürücüyü ayırmamak değildir. Rekabet etmek teknik karşılık ayırmamak değildir. Rekabet etmek sadece büyüme odaklı değildir. Çünkü bunun sonuçlarını hemen gördük. Sektörümüz çabuk tüketiyor. 2026’nın ilk çeyreğinde sektörümüzün toplam reel büyümesi eksi 7. Bu ne demek? Fiyatlar aşağı geliyor. Çünkü bizim müşteri havuzumuz büyümüyor. Müşteri başına poliçe adedini yükseltmek için rekabet yapıyorsak, müşteriye çapraz satış tarafında destek verecek kampanyalar üzerinden rekabet yapıyorsak bunda sorun yok. Ama mevcut müşteri ve mevcut kanallar üzerinden rekabet yaratıyorsak sürdürülemez olduğunu 3 ayda gördük. Yani 2025 mükemmel geçti, 2026’nın ilk çeyreğinde her şeyi geri verdi, sektör. Biz iğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmalıyız. Ama bundan sonra yılın ikinci çeyreği, üçüncü çeyreğinin böyle gitmeyeceği aşikar. Çünkü maliyetler aşağı düşmüyor.
EN BÜYÜK RİSK OLASI MARMARA DEPREMİ
– En büyük riskler neler ve bu riskleri reel sektör nasıl yönetmeli?
Mehmet Tuğtan: Siber riskler, iklim riski, jeopolitik riskler bunlar önemli ve bugünden birtakım önlemler almak gerekiyor. Türkiye’deki en büyük risk olası bir Marmara depremi riskidir. Çünkü bu beka problemi. Kahramanmaraş depremini yaşadık. O zaman bir hesaplama yapmıştık, Kahramanmaraş depreminde keşke daha çok sigortalı olsaydı, biz bunu sigorta sektörü olarak üstlenirdik diye. Şimdi olası bir Marmara depreminde baktığımız zaman büyük ihtimalle aynı şiddette bir deprem olması durumunda, onun altı katı, yedi katı bir sigortalı hasarı ile karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye’de yaklaşık 15 milyar dolarlık sigorta sektörünün koruma kapasitesi var, katastrofik koruması var. Yani belki de şu anda biz reasürans açığından bile bahsettik. Yani ticari yüzde 30, bireysellerde yüzde 25; hatta KOBİ’ye indiğimiz zaman yüzde 5’lere gelen bir sigorta sahipliğinden bahsediyoruz. Bir yandan bunları artırırken bir yandan sermayemiz ve reasürans kapasitemizi nasıl arttıracağımızın peşinde olmamız lazım. Ama tek başımıza değil. Sigorta sektörünün, reel sektörün tek başına yapabileceği bir şey yok. 3 yıl geçti üzerinden depremin, hala olası bir Marmara depreminde günü kurtarmanın ötesinde başka bir çaba görmüyorum.
DEPREM REFORM AJANDASI HAZIRLADIK
Özgür Obalı: TSB olarak burada bir kaç tane ciddi çalışmamız var. Bir tanesi bireysele yönelik, bir tanesi ticari tarafına yönelik. Bireysel tarafta teknolojiden faydalanmaya çalışıyoruz. İnsanların ne tür bir koruma alması gerektiği konusu, bence en büyük bizim temel başlığımız. Bunun için bir proje üzerinde çalışıyoruz. Kişilerin ne tür koruma açıkları var ve bunun karşılığında da hangi sigortaları temin etmesi lazım konusunda hizmet vermek istiyoruz. Bu sene içerisinde hayata geçireceğiz. İkincisi ise işyerlerine yönelik. Mesela, köşedeki kahve dükkanı, işte iki tane kahve makinası, beş tane masa var, günde 20 tane insan girip çıkıyor. Burada hangi riskler var ve nasıl bir koruma alınması lazım. Bu da gündemimizde.
Biz bir deprem reform ajandası hazırladık. Bütün kamu kuruluşlarına, ilgili taraflara anlatmaya çalışıyoruz. Deprem ülkesiyiz. Bütün teminatların içerisinde, bütün sigortaların içerisine deprem teminatının özellikle mal sigortalarında olmasını herkese tavsiye veriyoruz. Bunun zorunlu hale gelmesinden çok hoşlanmıyoruz. Zorunlu kelimesi bizim hoşumuza gitmiyor ama en azından yapılmasını zorunlu kılacak etmenleri ve kurguları oluşturmaya çalışıyoruz, kamu otoritesiyle.
MUTLAKA RESET ATMAMIZ GEREKİYOR
Yavuz Ölken: Ciddi bir koruma açığı var. Deprem var, büyük işletmelerde yangın, bazı coğrafyalarımızda sel, fırtına var. İşletmelerin kendi kendilerine riski nasıl yönetmek istediklerine dönük bir karar vermeleri lazım. Aracıyla da olabilir, risk yöneticisiyle olabilir ama bu işe zaman ayırmaları lazım. Bir işletmeye gitmeden, oturarak bizim koruma açığı var dememiz sadece geçmiş deneyimler, yaşanmış hasarlarla alakalı tahminlemeler olur. Ama asıl oraya gittiğinizde bazı şeyler oluşuyor. Dolayısıyla aslında riskleri yönetmek için önce risk farkındalığı ve riski keşfetmek lazım. Bütün işletmelerin ben nasıl bir riske sahibim demesi gerekiyor.
Bizim açımızdan da şöyle bir şey var, işin zorluğu burada. Geçmişte bu iş daha kolaydı. Çünkü standart birtakım paketler yapıp, ürün bu diyorduk. Bu dönem bitti. Yani karmaşıklaşan riskleri dikkate aldığımızda biz işletme empatisi yapmak zorundayız. Bir işletmenin risklerinin ne olduğunu teknik ekiplerimiz, fiyatlama ekiplerimiz oturup gelenekselliği bırakarak bakması gerekiyor. İşte orada yapay zeka fayda sağlar. Yani bir kere bir reset atma dönemi. Ben öyle bakıyorum. Yani 2026-2027-2030 yolculuğuna giderken risk yönetimi açısından reset atmak gerekiyor. Çünkü nerde bir hasar görüyorsak eksik sigorta konuşuyoruz, eksik teminat konuşuyoruz. Öbür taraftan iş durması vardı, yoktuyu konuşuyoruz. Bunları demek ki yönetemiyoruz. Yani ekosistem olarak yönetemiyoruz ki, hala konuşuyoruz.
Ben sigortacı olarak bizim de yenilikler getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. İyi yönetilen ve kötü yönetilen arasında prim bonus uygulaması neden olmasın? Kaskoda bile basamak var. Ben artık basamakların ne olduğunu bilmiyorum. Yüzde 60 hasarsızlık var ama neyin basamağı onu bilmiyoruz. Yani bir reset atma dönemi. O reseti mutlaka atmamız lazım, aksi halde müşterilerin beklentileri ve müşteri davranış ekonomisine uyumlanma şansımız yok. Biz riski yönetmek için çözüm, teminat koruma açığı için her türlü katkıyı vermeye hazırız. Dünden çok daha gönüllü bir sektör var. Ama işletmeler küçük büyük fark etmeden acaba yılda kaç saat, bakın gün demiyorum, kaç saat sigorta konusuna odaklanıyor. Sermayedarın iş sürekliliği planlarında sigorta diye bir bölüm var mı; merak ediyorum. Daha gelişmiş kurumsal işletmelerde var biliyoruz, karşılaşıyoruz ama ortancalarda da olmak zorunda. İş sürekliliği planını kurgularken sigortanın yeri hiç unutulmaması gerekiyor.














