Zurich Yaşam ve Emeklilik Genel Müdürü Atilla Benli, tamamlayıcı emeklilik sisteminin OVP’de ve Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında yer aldığını, tarafların kendi ödevlerini yapıp bu konudaki çalışmalarını sürdürmeleri gerektiğini belirterek, “Tamamlayıcı emeklilik sistemi yarınımız, bizim” dedi.

Editör: AYTAÇ NALLAR
Zurich Yaşam ve Emeklilik Genel Müdürü Atilla Benli, tamamlayıcı emeklilik sistemine bütçe kalemi gibi değil, ulusal ekonominin bir stratejisi olarak bakmak gerektiğini söyledi.
Benli, tamamlayıcı emeklilik sisteminin OVP’de ve Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında yer aldığını, tarafların kendi ödevlerini yapıp bu konudaki çalışmalarını sürdürmeleri gerektiğini belirterek, “Ben tamamlayıcı emeklilik sistemine ulusal ekonominin güvenlik sibopu olarak bakıyorum” dedi.
Klasik sosyal güvenlik sisteminde, dünyada 7 kişinin 1 kişiyi finanse etmesi gerektiğini, sosyal güvenlik sisteminin böyle kurgulandığını ifade eden Benli, “Bugün geldiğimiz noktada OECD ülkelerinde 4 çalışan 1 emekliyi finanse ediyor ve bu 3, 4 arasında gidip, geliyor. Türkiye’de ise aktif/pasiflik oranı en son 1.28 oldu. Yani neredeyse birebir hale geldi. 4’e bir sürdürülebilir bir sistem olarak görülmezken, neredeyse bire bire düştük. Bu, gelecekteki hem sürdürülebilirlik açısından hem tasarrufların birikimi, sermaye birikimi açısından bugünden yarına çözülmesi gereken problem” şeklinde konuştu.
TAMAMLAYICI EMEKLİLİK SİSTEMİ BİZİM YARINIMIZ
SGK’nın bugünkü cari kesimin, cari çalışanların ve emeklilerin sistemini finanse ettiğini, vurgulayan Benli, şunları söyledi:
“Yarını düşünmezsek bugün de giderek zor bir yere geliyor. Tamamlayıcı emeklilik sistemi yarınımız bizim. Emekliliğimizin yarını, tamamlayıcı emeklilik sistemi. Türkiye’nin rakamlarına bakalım. Genç bir nüfusumuz var evet ama giderek yaşlanıyor. Yüzde 10.6’mız 65 yaşın üzerinde. Yaşlı nüfusa sahip ülkeler sıralamasındayız. Nüfus yenileme oranının çok altında bir doğurganlığımız var. Birinci basamak sisteminin sürdürülebilirliği önemli ölçüde tehlike altında. Bunu mutlaka tamamlayıcı emeklilik sistemi, BES, hayat sigortaları gibi bütün tasarruf sistemleriyle desteklememiz lazım. Bunun dünyadaki çözümü belli; tamamlayıcı emeklilik sistemi, yani ikinci basamak emeklilik sistemi.”
GÖNÜLLÜLÜK ESASINA DAYALI SİSTEM BAŞARILI OLMUYOR
Benli, otomatik katılım sisteminin, tamamlayıcı emeklilik sisteminin ilk ayağı olduğuna da değinerek, “Orada da bir fonumuz var ama başarılı mıyız; değiliz. Çünkü içeride tutamadık. Çıkış oranları yüzde 75-80’lerde. Geniş kitlelere bunu yayamadık. Zaten OKS sistemindeki en zayıf nokta bu. Tamamen gönüllük esasına dayalı bir sistem başarılı olmuyor. Burada inisiyatif alarak, kamunun toplam faydasını düşünerek, Türkiye’ye özgü bir modelin hayata geçirilmesi önemli. Kamu üzerindeki yük, işverenin katkısıyla sermaye piyasalarındaki fonun birikmesi, yatırımların artması, sektöre faydaları, aynı zamanda çalışanların ve emeklilerin faydasına olacak kısımla ilgili yerde bu işi kişilerin inisiyatifine, gönüllülüğüne bırakmak, hele ki ulusal ekonomilerin sıkıntı içerisinde olduğu bu dönemde konunun yeterince önemini anlamamak demektir. Yani artık tamamlayıcı emeklilik sistemine bir bütçe kalemi gibi bakmamak lazım. Ulusal ekonominin bir stratejisi olarak bakmak gerekiyor” dedi.
İŞVEREN TARAFINI ANLATAMADIK
Bununla ilgili de SEDDK’nın çok önemli çalışmaları olduğunu, sektörün de çalışmaları olduğunu vurgulayan Benli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında teknik açıdan, ortak akıl açısından hazır bir kitle var. Biz nerede hazır değiliz, işveren tarafında hazır değiliz, çünkü anlatamıyoruz. Bunların tartışılır olması lazım. Beraber bir masada oturulup konuşulup orta noktanın bulunması lazım. Zaten kolektif sistemde sendikalarla işverenler oturuyor, bu katkı paylarını, ilave katkı paylarını birlikte karar veriyorlar. Hem sendikaların hem işverenlerin bu konuda çok istekli olmaması çok ilginç. Çünkü kendi çıkarları açısından ikisinin de avantajlarını görmekte bir eksikliğimiz var diye düşünüyorum.”














