Türkiye Sigorta Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü, BES’te devlet katkısında aşağı yönlü revizyonun etkilerini ‘Devlet Katkısının Ötesinde BES Raporu’ ile yayımladı. BES’te devlet katkısının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmesinin sistemin uzun vadeli büyüme patikası üzerinde herhangi bir risk yaratması beklenmiyor.

BES’te devlet katkısının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmesinin sistemin uzun vadeli büyüme patikası üzerinde herhangi bir risk yaratması beklenmiyor. Türkiye Sigorta Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü, BES’te devlet katkısında aşağı yönlü revizyonun etkilerini ‘Devlet Katkısının Ötesinde BES Raporu’ ile yayımladı.
Araştırma sonucunda elde edilen temel bulgulara göre, 12 yıllık verilerle yapılan analiz, vatandaşın BES’e girerken devlet katkısı oranına değil, daha çok enflasyon ve piyasa koşullarına baktığını gösteriyor. Devlet desteği değişse bile, ekonomik koşullar vatandaşın kararında çok daha belirleyici.
Raporda, vatandaşın BES kararının, devlet katkısı oranındaki değişimlerden ziyade, makroekonomik gerçeklere dayandığı belirtilerek, verilerin, enflasyon ve döviz kurlarındaki hareketliliğin, yatırımcı davranışları üzerinde devlet teşviğine kıyasla daha etkili olduğunu kanıtladığı vurgulanıyor. Raporda, “Katılımcı, devlet katkısı artsa da azalsa da, sisteme ‘ekstra getiri’ için değil, öncelikli olarak varlıklarını enflasyona karşı koruma ihtiyacıyla yaklaşmaktadır” deniyor.
SİSTEMİN CAZİBESİ DEVLET TEŞVİĞİNE İNDİRGENEMEZ
Raporda, EGM BES Endeksi ve TÜFE verilerinin, sistemin cazibesinin sadece devlet teşviğine indirgenemeyeceğini kanıtladığı da ifade edilerek, 2016-2025 yılları arasındaki 10 yıllık periyotta (2018 hariç), BES fonlarının istikrarlı bir şekilde enflasyonun üzerinde performans sergileyerek katılımcısına reel getiri sunmayı başardığı vurgulanıyor. Raporda, şu tespitler yapılıyor:
“Sadece son bir yıl içinde, devlet katkısı hariç BES fon getirilerinin enflasyonu ikiye katlaması, bireysel emeklilik sisteminin reel getiri üretme kapasitesini net biçimde ortaya koymaktadır. Bu görünüm, katılımcıların birikimlerini enflasyona karşı koruma konusunda yalnızca devlet katkısına bağımlı olmadığın, bilakis profesyonel fon yönetiminin sağladığı etkin varlık dağılımı ve aktif yönetim sayesinde anlamlı bir refah artışının mümkün olduğunu göstermektedir. Öte yandan, emeklilik fonları, hisse senetlerinden altına, eurobondlardan kira sertifikalarına uzanan geniş bir yatırım evrenine sahiptir. Bu çeşitlilik, piyasa koşullarına göre esnek portföy yapıları oluşturulmasına imkan tanırken, riskin dengelenmesini ve uzun vadede daha istikrarlı reel getirilerin elde edilmesini desteklemektedir.”
DEVLET KATKISININ KATILIMCI SAYISINDAKİ ETKİSİ ZAYIF
Raporda, Ocak 2023 tarihinde yüzde 25’den yüzde 30’a yükseltilen devlet katkısı oranının katılımcı sayısındaki artış trendi üzerindeki etkisinin zayıf olduğuna da değinilerek, “Ocak 2023-Kasım 2025 arasındaki 35 aylık döneme ait katılımcı sayısı artış trendi ile yüzde 25 devlet katkısı dönemindeki artış hızı karşılaştırıldığında aradaki farkın sıfıra yakın olduğu hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, devlet katkısı artışının büyümeyi hızlandırmadığı bir ortamda, olası bir aşağı yönlü revizyonun da katılımcı çıkışlarını tetiklemeyeceğini, sistemin büyümesinin teşvikten bağımsız içsel dinamiklere sahip olduğunu göstermektedir” deniyor.
Raporun, sonuç bölümünde ise, devlet katkısı oranındaki revizyonun, sistemin organik büyüme ivmesini bozacak nitelikte olmadığına dikkat çekilerek, madde madde şu tespitler yapılıyor:
%20 GÜÇLÜ VE İSTİSNAİ BİR TEVŞİK
Devlet katkısı, halihazırda yüzde 20 oranıyla bireysel emeklilik sistemi için güçlü ve istisnai bir teşvik niteliği taşımaktadır. Bu katkı, bir yandan bireysel emekliliğin cazibesini korurken, diğer yandan sistemin uzun vadede daha sürdürülebilir bir yapıya evrilmesinde kritik öneme sahiptir.
Mevduat faizlerindeki düşüş trendi ve yüzde 17,5 stopaj oranı dikkate alındığında, yüzde 20 anında devlet katkısı + devlet katkısı fonu getirisi + fon getirisi barındıran BES, hala piyasadaki en yüksek “risksiz başlangıç getirisi”ni sunmaktadır.
Bununla birlikte 2026 yılında dezenflasyon sürecinin devam edeceğini ve yılsonunda enflasyonun yüzde 20’li seviyelere yakınsayacağı beklenmektedir. Bu çerçevede, söz konusu katkı oranının düşürülmesinin sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği üzerinde olumlu bir etki yaratacağı değerlendirilmektedir.
Erken çıkış durumunda katılımcının karşılaşacağı stopaj (%15-%10), giriş aidatı kesintileri ve devlet katkısı hak ediş kaybı, yüksek bir maliyet oluşturmakta ve bu durum sadece devlet katkısı nedeniyle sistemden çıkışı gerektirecek bir durum oluşturmamaktadır.
Sektörün büyüme dinamiklerini sadece teşvik oranları üzerinden okumak, Türkiye’nin yaklaşmakta olan demografik gerçekliğini göz ardı etmek anlamına gelir. Bireylerin emeklilikteki refah seviyelerini koruyabilmeleri için BES gibi özel emeklilik sistemlerine katılımı gün geçtikçe bir tercihten “ihtiyaç”a dönüşmektedir.













