
Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.

Avrupa Halk Sağlığı Dergisi 36. Sayısında Sağlığın Ortak Faydaları başlıklı bir makale yayınlandı (https://academic.oup.com/eurpub/article/36/Supplement_2/ii1/8529243). Makale, sağlığın ekonomik verimlilik ve eşitlikten, iklim direncine ve demokratik güvene varıncaya kadar sektörler genelinde getiri sağladığını kanıtlarıyla ortaya koyuyor.
Makalenin adı, “Sağlığın Ek Faydaları: Kanıtlardan Yönetişime, Politikaya ve Savunuculuğa (Co-benefits of Health: From Evidence to Governance, Politics and Advocacy)”. Charlotte Marchandise ve arkadaşlarının (Scott Greer, Luigi Siciliani, Matthias Wismar, Michelle Falkenbach, Tiago Correia , Jon Cylus, Ellen Kuhlmann, Elize Massard da Fonseca, Nolan Kavanagh, Zeynep Or, Mikel Subiza Pérez, Manuel Franco) makalesinde (https://doi.org/10.1093/eurpub/ckaf256);
Sağlığın Ötesi
Makale, “kazan-kazan” sloganının da ötesinde, sağlığı politika kararlarının merkezine yerleştirmek için şu temel mesajlara değiniyor;
- Sektörler arası yönetişim, karar vericilere bağlı değil, kurumsallaştırılmalı,
- Sağlığı ortak bir öncelik olarak ele alarak daha geniş siyasi ve toplumsal ortaklıklar kurulmalı,
- Teknik öneriler yeterli görülmeyip yapısal reformlar için kararlılık oluşturulmalı.
Bu bağlamda; politika yapıcılar, araştırmacılar, kanaat önderleri ve sektörlerdeki sivil toplum aktörlerine; sağlık politikalarındaki başarı için yol haritası öneriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1978 Alma-Ata Bildirgesi’ndeki “Herkes İçin Sağlık” çağrısı ve 1986 Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesine Yönelik Ottawa Sözleşmesi gibi temel metinler referans gösterilerek, halk sağlığının herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanıyor.
Sağlığın sağlık sistemlerinin çok ötesine kadar uzanan, toplumun tüm kesimlerinde eylem gerektiren, hatta güvenlik, refah ve demokratik direnç için temel bir ortak değer olduğunun altı çiziliyor. Pandemiden jeopolitik istikrarsızlıklara kadar krizlerin ise sağlıkla diğer alanlar arasındaki bağımlılıkta kırılganlık oluşturduğu ortaya konuluyor.
Çok Paydaşlı Bakışın Olası Etkileri
Finansman üzerine yapılan araştırmaların, doğrudan ödeme eşitsizliklerini derinleştirdiği ve kamunun genel sağlık sigortası yoluyla yapabileceği müdahaleleri zayıflattığı, buna karşılık ön ödeme ve risk havuzu mekanizmalarıyla daha adil daha verimli olduğu gösterilmektedir. Bekleme süreleri analizleriyle, sağlık maliyetleri değil, verimlilik kayıpları da gösterilmekte ve oluşan hizmet gecikmelerinin daha geniş ekonomik etkileri örneklenmektedir.
Bulgular tek tek kişisel olarak ele bakıldığında etkileyicidir. Toplumsal olarak değerlendirildiğinde ise, sağlığı sektörel bir maliyet merkezi olarak ele almaktan, onu çapraz kazanımlar hedefleyen stratejik bir yatırım olmaya doğru bir değişimin de ön belirleyicileri olarak düşünülebilir.
Makalede bu etkiler, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin; yoksulluğun sağlık hizmetlerine erişimine etkisi 1. Hedef (SDG 1), cinsiyet eşitsizlikleri ile sağlık işgücü arası bağlantı 5. Hedef (SDG 5), sağlık hizmetlerindeki bekleme sürelerinin sağlık ve işgücüne etkileri 8. Hedef (SDG 8), kamu alımlarının sağlık inovasyonu ve sistem hazırlığını nasıl destekleyebileceğini 9. Hedef (SDG 9), kentsel sağlık için entegre politikalar 11. Hedef (SDG 11), ekonomi yaklaşımlarının sağlık hizmetlerinde çevresel etkiyi azaltma etkisi 13. Hedef (SDG 13), sağlık sistemleri ve kamu programları politikası 16. Hedef (SDG 16) ve sağlık politikasında yönetişimin rolü 17. Hedef (SDG 17) ile uyumlu olarak gösterilmiştir.
Tüm bunlar, sağlık sigortacılığı politikalarında da daha geniş kapsamlı değişimin yönünü göstermektedir. İster kamu ister özel sağlık sigortacılığı isterse yeni sağlık sigortası politikaları olsun bu tür müdahaleler; ekonomik, çevresel ve sosyal sistemlerle uyumlu hale gelmesi yoluyla ortaya çıkacak kazanımları ortaya koymaktadır. Ayrıca, yönetişim, eşitlik ve sürdürülebilirliğin sağlık sistemlerinin teknik performansından ayrılamaz bir bütünsellik içinde olduğunu da göstermektedirler.
Yönetişim Boyutu
Tüm bu kanıtları kazanıma dönüştürmek, sektörler arası bütünsel bir bakışı da gerektirecek yönetişim yapılarına ihtiyaç oluşturur. Sektörler arası kararların sağlık üzerindeki sonuçlarına odaklanılması, sağlık yatırımlarından diğer sektörlere fayda sağlanması en önemli çıktılar olacaktır. Uygulayıcılar ve paydaşlar; bu odaktaki teşvikleri uyumlulaştırmayı, etkili kaynak tahsisini ve sektörler arası şeffaflığı sağlamalıdır.
Etkili Yönetişim yoluyla; sektörler arası iş birliği için ortak bir bakış, yaklaşım ve kültür oluşturulmalıdır. Sektörler arasında ortak dil oluşturan kapasite geliştirme programları politika hedefleriyle birlikte planlanmalıdır. Farklı deneyimlere sahip çalışanlar, sağlık sonuçlarının etkilerini ve iş birliğinin değerini ortaya koydukları yeni modellerle desteklemelidir.
Entegrasyona ilişkin ortaya konan kanıtlar, değişime olan güveni güçlendirebilecek düzeyde değerlendirmelidir. Örneğin, bekleme sürelerinin ele alınması durumunda, sağlıklı iş gücü ve kapasite geliştirme yönünü daha belirgin olarak öne çıkaracaktır.
Ortak Bir Değer Olarak Sağlık
Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.
Ancak kriz öncesinde, toplum sağlığını güçlendiren sağlıklılığın teşviki ile önleme gibi temeller atılmalıdır. Bu yaklaşımlar, sağlık sistemleri yoluyla sağlık yatırımlarının stratejik değer olduğunu gösterir. Sektör temelli girişimler, toplum sağlığı ve refahıyla uyumlu olacak ortak ve bütünleştirici bir değeri ortak bir iyilik hali olarak sunmalıdır.
Sivil toplum örgütleri ve meslek birlikleri bu konuda en önemli paydaş olarak görülmelidir. Sağlık çalışanlarının yaşanmışlıkları, sorumluluklarının bilinciyle sağlığın gündeminin teknik tartışmalarına katkı sağlamalı, birleştirici bir güç olarak değerlendirilmelidir. İşte tam bu noktada savunuculuk bakışı öncelikli olarak düşünülmelidir. Yardımcı bir destek gibi değil, etkili yönetişimin vazgeçilmezi görülmeli ve gerekli sosyal dayanışmayı kurmalıdır.
Makalede savunulan görüşlere göre tüm bu katkılar, Avrupa için üç stratejik zorunluluğu ortaya koymaktadır: İlki, sağlığı bir yatırım olarak yeniden değerlendirmek, ikicisi sektörler arası yönetişimi kurumsallaştırmak, üçüncüsü ise anlamlı paydaş katılımı yoluyla geniş koalisyonlar kurarak çeşitli sektörlerin ve sivil toplumun halk sağlığını geliştirmek için kolektif eylemleri güçlendirmek.
Deneyimler, sağlığın karar alma süreçlerinin merkezinde olduğu taktirde gerçekleşebilecek ortak faydaların sağlık sonuçlarından çok daha fazlasını sağlayacağını göstermektedir. Bu stratejik çıkarımları ve sağlığın sigortacılık için getirebileceği ek faydaları da düşünerek, 2050 Dünyası için olası senaryolara önümüzdeki hafta devam etmek üzere…
www.halukozsari.com.tr, halukozsari@gmail.com, hozsari@iuc.edu.tr














