Sigortada rizikonun ağırlaşması

Hırsızlık olayının bir ev için yapılan sigorta sözleşmesine konu edilmemesi halinde, evin camlarında bulunan demir korumalarının sökülmesi veya güvenlik kameralarının sökülmesi riziko ağırlaşması olarak değerlendirilemeyecektir. Riziko ağırlaşması, sadece sigorta sözleşmesi kapsamında belirlenen hususlara ilişkin olmalıdır.

Sigorta sözleşmelerinde ‘riziko’ kavramı oldukça önemli bir yere sahiptir ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin birçoğu bu kavrama bağlanmıştır. Bu nedenle öncelikle kavramın açıklanmasında fayda vardır. Rizikoyu kısaca, ilerde gerçekleşme ihtimali bulunan ve sigortalının iradesi dışında bulunan olumsuz durumlar veya zarar meydana getiren olay şeklinde tanımlamak mümkündür. Riziko ağırlaşması kavramının kurucu unsurları her somut olaya göre değişkenlik gösterdiğinden tüm sigorta türlerini kapsayacak şekilde genel bir tanımlamada bulunmak oldukça güçtür. Bu nedenledir ki kanunlarda riziko ağırlaşması kavramının tanımına pek yer verilmeyip, bu iş doktrin ve uygulamaya bırakılmaktadır. Bununla birlikte mevzuatlarda genellikle, rizikonun ağırlaşması halinde tarafların mükellefiyetleri ve riziko ağırlaşmasının hukuki sonuçları düzenlenmektedir. Nitekim Türk hukuk sisteminde de gerek 6762 sayılı mülga TTK’nın 1291. maddesinde gerekse yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 1235 vd. maddelerinde bu konuda açık bir tanımlama yer almamaktadır.

Neler Riziko Ağırlaştırılması Olarak Değerlendirilemez?

Doktrinde riziko ağırlaşması; “Riziko ağırlaşması, sigorta akdi kurulurken beyan edilen rizikoyu kıymetlendirmeye yarayan faktörlerin, sigorta süresi içinde, rizikonun gerçekleşme ihtimalini veya muhtemel zarar miktarını arttıracak dolayısıyla akdin feshini veya tadilini gerektirecek bir şekilde değişmesidir” şeklinde tanımlanmaktadır. Rizikonun belirlenmesinde ölçü olan değişkenlerin sigorta sözleşmesi süresi içerisinde rizikonun gerçekleşme ihtimalini veya potansiyel zarar miktarının artmasına neden olacak şekilde farklılaşması durumunda rizikonun ağırlaşması gerçekleşmiş olur. Riziko ağırlaşmasının söz konusu olması durumunda, sigorta sözleşmesinin başında sağlanmış bulunan prim ve risk dengesi primin aleyhine değişir. Dolayısıyla da bu durum menfaat dengesinin sigortacı aleyhine bozulmasına neden olur.

Rizikonun ağırlaşmasının sigorta hukuku anlamında oluştuğunun kabul edilebilmesi için sigorta ettiren tarafından gerçekleştirilen değişikliklerin sigortacının bilgi ve izni dahilinde gerçekleştirilmemiş olması gerekir. Sözleşme yapılırken veya sonradan sigortacının rızasını taşıyan değişiklikler sigorta sözleşmesini etkileyecek riziko ağırlaşması olarak değerlendirilmez. Dolayısıyla da sigortacı bu durumlar için kanunda tanınan fesih ve diğer haklarını kullanamayacaktır. Bunun yanında rizikonun esaslı bir değişikliğe neden olması gerekir. Esaslı değişikten anlaşılması gereken sigortacının bu değişikliği bilmesi durumunda sigorta sözleşmesi hiç yapamayacak veya mevcut şartlarda yapmayacak olmasıdır. Bu şartların yanında riziko ağırlaşması için değişikliğin geçici bir değişiklik değil sürekli kalıcı bir değişiklik olması gerekir.

Bir diğer şart ise, riziko ağırlaşmasının sigorta sözleşmesi kapsamındaki bir hususa ilişkin olması gerektiğidir. Örneğin; hırsızlık olayının bir ev için yapılan sigorta sözleşmesine konu edilmemesi halinde, evin camlarında bulunan demir korumalarının sökülmesi veya güvenlik kameralarının sökülmesi riziko ağırlaşması olarak değerlendirilemeyecektir. Riziko ağırlaşması, sadece sigorta sözleşmesi kapsamında belirlenen hususlara ilişkin olmalıdır.

Prim ve Rizikonun Birbirine Uygun Olma İlkesi

6762 sayılı mülga TTK’da sadece iki riziko ağırlaşması durumuna hukuki sonuç bağlamış bulunmaktaydı. Bunlar; sigorta ettiren tarafından sigortalı malın yerinin değiştirilmesi ve sigortalı malın durumunun değiştirilmesiydi. Her iki durumda da riziko ağırlaşmasının tespiti bakımından sigorta sözleşmesinin gerçekleştirildiği an esas alınmaktaydı. Ayrıca riziko ağırlaşmasının sigortacının muvafakatine dayanmaması gerekmekteydi (6762 sayılı TTK m. 1291).

Kanun koyucu, sigorta sözleşmesinde taraflar arasındaki dengenin sözleşme süresince korunması düşüncesiyle 6102 sayılı TTK’da, rizikonun ağırlaşması halinde sigortacıya fesih veya prim farkını isteme hakkı tanımakta, rizikonun hafiflemesi halinde ise sigorta ettiren lehine primin indirilmesi imkanı getirmektedir.

Sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi süresince rizikoyu veya mevcut durumu ağırlaştıran davranışlardan kaçınma yükümlülüğü TTK’nın 1444. maddesinin birinci fıkrasında; “Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasından sonra, sigortacının izni olmadan rizikoyu veya mevcut durumu ağırlaştırarak tazminat tutarının artmasını etkileyici davranış ve işlemlerde bulunamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada ‘prim ve rizikonun birbirine uygun olma ilkesi’ni sözleşme süresince korumayı hedeflemiştir.

Sigorta Ettirenin Beyanda Bulunması Gereken Hususlar

TTK’nın 1444. maddesinin ikinci fıkrası gereğince sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi sırasında beyanda bulunması gereken hususlardan ilki rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı bir hususun gerçekleşmesidir. Rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı bir durumun gerçekleşmesi halinde, sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü de doğmuş olacaktır. Rizikoyu ağırlaştıran durumların sigorta ettiren veya onun izniyle başkası tarafından gerçekleşmesi ile bilgisi dışında yapılmasına göre bildirimin hangi süre zarfında gerçekleştirilmesi gerektiği belirlenecektir.

Söz konusu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere sigorta ettiren, sigortası sözleşmesinin kurulmasından itibaren, sigortacının izni olmadan, rizikoyu veya mevcut durumunu ağırlaştırarak tazminat tutarını arttırıcı davranışlarda bulunamayacaktır. Ancak düzenlemede kanun koyucu rizikonun mevcut durumunu ağırlaştırarak tazminat tutarını artırıcı fiil veya davranışta bulunmayı sigortacıya bildirmek ve ondan izin almak şartıyla mümkün kılmaktadır. Sigorta sözleşmesi içerisinde riziko ağırlaştırılması sigortacı açısından prim ve riziko arasındaki dengenin bozulmasına neden olur. Bu nedenle kanun koyucu sigortacıyı korumak amacıyla bu düzenlemeyi getirmiştir. Dolayısıyla sigortacıya, riziko ağırlaştırılmasının bildirilmesi suretiyle riziko ile prim arasındaki dengeyi değerlendirme ve buna katlanıp katlanmama tercihinde bulunma imkanı verilmiştir.

Sigortacıya Seçim Hakları Tanınmakta

Özet olarak tarafların özgür iradeleriyle oluşturdukları sigorta sözleşmesinin, sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için sözleşmesinin tarafları olan sigortacı ve sigorta ettirene bazı yükümlülükler getirilmektedir. Yazımızın konusu olan Türk sigorta hukukunda rizikonun ağırlaşması kapsamında sigorta ettirenin beyanda bulunma yükümlülüğü bunlardan en önemlisidir. Sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi süresi içerisinde beyanda bulunma yükümlülüğünün ihlal edilmesi durumunda bozulacak menfaat dengesi karşısında, sigortacıya seçimlik haklar tanınmaktadır.

Bu seçimlik haklar; sigortacının sözleşmeyi feshedebilmesi ve prim farkı talep edebilmesidir. Kanun koyucu sigortacıya bu seçimlik hakları tanıyarak sigorta ettirenin beyanda bulunma yükümlülüğü nedeniyle bozulan riziko ve prim dengesini yeniden sağlama veya sigorta sözleşmesini sona erdirme konusunda sigortacıya bir seçim hakkı sunmaktadır. Bu sayede sigorta ettiren beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmeye yönlendirilirken sigortacı da zaafa uğrayan menfaatlerini telafi etme imkanına sahip olmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin