Ufuk Teker yazdı: Karadeniz’de savaş rüzgarları esiyor

Denizcilik ve deniz sigortaları boyutundan incelendiği takdirde Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışma durumu oldukça karmaşık bir durum ortaya koymaktadır. Rusya için tüm dünya ülkeleri tarafından peşi sıra ilan edilmiş olan ambargo duyuruları, sigorta şirketlerini teminat vermek esnasında çok doğrudan etkilemektedir. Savaş riski sebebiyle armatör ve gemi kaptanları bölgeye girmekten kaçınılabileceği gibi uluslararası hukukta da Ukrayna limanları an itibariyle “hukuken güvensiz” kabul edilmektedir. Benzer olarak Ukrayna’nın limanlara girişi engelleyen uygulamaları olduğu gibi Rusya da Kerç Boğazı’na girişi kapatmıştır.

Karadeniz de savaş rüzgarları esiyor. Maalesef Karadeniz’e kıyısı olan ve yoğun ve çok yönlü ilişkilerimiz olan iki ülke arasında uzun süredir devam etmekte olan gerilim sonunda sıcak çatışmalara dönüşmüş durumdadır. Bilindiği üzere, bölgede halihazırda yüksek olan gerilim Rusya’nın 23-24 Şubat 2022 tarihlerinde efektif olarak Ukrayna topraklarına askeri müdahalede bulunmasıyla, uluslararası medya ve dünya liderleri tarafından da belirtildiği üzere tam olarak bir savaş durumuna dönüşmüştür. Bu durum başta bölgede yaşayan Ukrayna halkı olmak üzere tüm etkileşimde bulunan çevrelere ciddi etkileri oluşmaya başlamıştır. Bu sürecin İnsani ve jeopolitik tarafını değil ama denizcilik ve özellikle deniz sigortaları perspektifinden incelemek isterim.

Denizcilik ve deniz sigortaları boyutundan incelendiği takdirde Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışma durumu oldukça karmaşık bir durum ortaya koymaktadır. Mümkün olduğunca basitleştirmeye gayret edeceğim.

AMBARGOLAR SİGORTACILARI ETKİLİYOR

Denizde yük ve yolcu taşıyan armatörler ve gemi işletmecileri yaptıkları seferlerin başında yükünü taşıtmak isteyen taraflar ile bir taşıma sözleşmesi yapmaktadırlar. Bu taşıma sözleşmeleri genellikle belli formlarda sözleşmeler olmaktadır. Savaş durumu başladıktan sonra Ukrayna limanlarına gitmek üzere yola çıkmış olan veya çıkmak üzere olan birçok gemi bulunmaktadır. Taşıma sözleşmelerinde genellikle bulunan “force majeure” diye ibare vardır ki, bu sözleşmeyi geçersiz kılar. Genel olarak bakıldığında, “force majeure” yani “mücbir sebep” kavramı sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan, önceden tahmin edilemeyen ve ifayı etkileyen durumlar olarak açıklanabilir.

Rusya Ukrayna savaşı kapsamında Ukrayna limanlarından yükleme yapılamaması bu kapsamda değerlendirilmektedir. Öyle ki, savaş riski sebebiyle armatör ve gemi kaptanları bu bölgeye girmekten kaçınılabileceği gibi uluslararası hukukta da Ukrayna limanları an itibariyle “hukuken güvensiz” kabul edilmektedir. Benzer olarak Ukrayna’nın limanlara girişi engelleyen uygulamaları olduğu gibi Rusya da Kerç Boğazı’na girişi kapatmıştır.

Bu süreç esnasında bir başka konu yine denizde yük taşıyan armatör/gemi işletmecisi ve deniz sigortacılarını çok doğrudan etkilemektedir. Rusya için tüm dünya ülkeleri tarafından peşi sıra ilan edilmiş olan ambargo duyuruları, sigorta şirketlerini teminat vermek esnasında çok doğrudan etkilemektedirler. Verilecek olan teminatların Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ambargo listesinde bulunan taraflara olmamasına azami dikkat gösterilmesi gerekmektedir.

DENİZ SİGORTALARI NASIL ETKİLENECEK?

Bilindiği üzere aşağıdaki ülkeler deniz ticaretinde yaptırım (sanction) uygulanan ülkeler arasında bulunmaktadır;

  • İran
  • Suriye
  • Venezüela
  • Kore Demokratik Cumhuriyeti
  • Kırım
  • Küba
  • Belarus

Yoğun ticari ilişkiler bulunduğumuz komşularımızın ambargo kapsamında ciddi yaptırımlara tabi tutulması bizleri de doğrudan etkileyeceği bir sürece girmiş bulunmaktayız. Hele Rusya ile ilgili ambargo kapsamının genişletilmesi bizleri Türkiye olarak çok yoğun bir şekilde etkileyecektir.

Deniz sigortacıları mevcut süreci değerlendirirken şu durumları sorgulayacaklardır. Savaş süreci öncesinde Ukrayna limanlarına gitmiş olan gemiler ve sonrasında bu limanlara gidecek gemiler farklı değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Zira sürecin öncesinde sefer sahasında bulunan bu limanlara gitmiş gemilerin durumu değerlendirirken bakış açısı ile çatışmaların başlaması sonrasında yapılacak olan seferler aynı değerlendirmeye tabi olmayacaktır.

YÜK HASARINI KİM ÖDEYECEK?

P&I sigortaları açısından konuya bakıldığı takdirde, geminin P&I sigortacının başlıca sorumlulukları yüke karşı olan sorumluluklar, personele karşı olan sorumluluklar, çevreye karşı olan sorumluklar ve 3.şahıs sorumlukları olarak ana başlıklar olarak ifade edersek; Olası bir bombalama neticesinde yüke ve çevreye karşı oluşacak sorumluluklarda gemi işleteni hukuken sorumlu tutulamayacaktır.

Örnek vermek gerekirse, gemiye bombalı bir saldırı yapılması neticesinde gemide bulunan yükün hasar gördüğünü farz edersek, bu kapsamda geminin bir sorumluluğu bulunmayacaktır. Burada yük üzerinde oluşacak olan hasar yük sigortacısının savaş riskleri klozu altında ödenebilecektir. Gemi personelinin ölüm ve yaralanmasında yine donatan/gemi işleteni kusurlu olmasa bile P&I sigortalarında bulunan War P&I teminatı devreye girebilecektir.  Ölüm ve tedavi masrafları bu kloz altında ödenebilecektir.

HARP VE GREV SİGORTALARI TEMİNATI DEVREYE GİRECEK

Çok teknik detaylara girmeden Gövde Sigortaları açısından konu değerlendirilirse, bir gemide “Tekne Makine Sigortası Teminatı” ve “Harp Grev Riskleri” teminatı bulunmalıdır. Bu sigortalar P&I sigortaları gibi zorunlu sigorta teminatları değildirler. Armatörlerin isteklerine göre yapılan sigorta tipleridirler. Bu süreçte isminden de belli olacağı üzere Harp ve Grev Sigortaları teminatı devreye girecektir.

Klasik harp ve grev sigortası sefer sahalarının Londra da bulunan Joint War Komite isimli bir kurum dünya üzerinde bulunan politik riskleri değerlendirerek oluşan durumlara göre sigortacılara ve ilgili tüm kurumlara sefere savaş riskleri açısından uygun olmayan bölgeleri ilan ederler.  Rusya Ukrayna gerginliği esnasında da 15 Şubat 2022 tarihli JWLA-028 numaralı sirküleri ile riskli bölgeler olarak adlandırılan listeye “Rusya ve Ukrayna Devletlerine ait Karadeniz ve Azak Denizi limanlarının” eklendiği duyurulmuştur. Bu ek riskli bölgeye teminat verip vermemek ve verilecekse ne kadar prim verileceği konusu artık sigortacı ve reasürörler arasında yoğun bir piyasa değerlendirmesine sebep olmuştur.

ŞİMDİYE KADAR 7 GEMİ VURULDU

Riskli bölgelere seferler için sigortacılar 7 günlük teminat vermektedirler. Anlaşılmış prim tutarı üzerinden gemi 7 gün müddetince harp ve grev riskleri teminatı altında olmaktadır. Teminata konu prim gemi bedeli üzerinden hesaplanmaktadır. Son Karadeniz de sularının ısınması neticesinde bu 7 günlük teminatın primi gemi bedelinin yüzde 5’i gibi çok yüksek oranlara kadar yükselmiş olup, teminat bulmakta güçlükler çekilmiştir. Gemilerin taraflarca vurulmaya devam ediyor olması da primlerin yüksek seyretmesine sebep olmakta olduğu açıktır. Şu ana kadar birisi Türk sahipli olmak üzere 4 gemi vurulmuştur.

Umarım Karadeniz kıyısı sebebiyle komşularımız arasında bu trajik savaş bir an önce son bulur ve insanlar savaş neticesinde acı çekmezler.

 Yazarın Diğer Yazılarını Okumak İçin Aşağı Kaydırın

Türk P&I CEO’su Ufuk Teker Sigorta Gazetesi İçin Yazdı…
“Deniz ile karayı karıştırmamak lazım. Zira denizde olabilecekleri öngörüp ön hazırlık yapmak gerektiğini aklımızdan çıkartmamamız lazım. Olası her durum için bir senaryomuz olmak durumunda. Teknelerde kullanım anlamında inanılmaz kolaylıklar oluşturan sistemler sadece bir yıldırım düşmesi neticesinde tamamen tahrip olabilmekte. Sigorta anlamında tekne sahiplerimiz mutlaka denizcilik konusunda bilgili bir aracı broker veya sigorta acentesi ile uygun teminat limitleri ve şartları, yine denizcilik alanında deneyimli bir sigorta şirketinden temin etmeleri gerektiğini önemle belirtmek isterim.”

Aileler için tatil günleri başladı.  İçerisinde bulunulan pandemi sürecinde tatil köyleri ve otellerde yapılan tatiller ise bir miktar yazlık evlere ve teknelere doğru bir meyillenme olduğunu gözlemliyoruz.

Türkiye sahillerinin yat turizmine müsait olması bu tatil türünün popülaritesini arttırdı. Yatların genel anlamda hijyen kurallarının uygulanması konusunda denizci titizliğini göstermesi ve servis kalitesindeki başarıları ise tercihi arttırmaktadır. Tekne turizmi derken sadece kiralamadan bahsetmek doğru olmayacaktır. Tekne sahibi olmak bu yıl ayrıca çok ciddi anlamda artmış durumdadır.

Buradan yola çıkarak tekne sahiplerimiz için sigortalama işlemlerinde dikkat edecekleri birkaç püf noktasını paylaşmak isterim.

Yat Sigortalarında Birçok Farklılıklar Ortaya Çıktı

Deniz sigortaları aslında oldukça gelenekselci bir branştır. Poliçelerin teminatlarını sağlayan kurallar (klozlar) 1980’li yıllarda son haline gelmiştir. Fakat 1980’li yıllardan günümüze kadar geçen süreç içerisinde yat sigortaları alanında birçok farklılıklar ortaya çıktı. Özellikle uluslararası sigortacılar, tekne sahiplerinin ihtiyaçlarına göre yeni ek teminatlar ortaya koymaya başladılar. Bu talepler bir anda ortaya çıkmıyor.

Özel amaçlı tekneler, alıcıların isteklerine göre yıllar içerisinde sürekli bir değişime uğruyorlar. Özellikle motor yat segmentinin son yıllardaki gelişimi dudak uçuklatacak bir seviyeye ulaştı. Pandemi öncesinde son Monaco Boat Show’a gitme fırsatını bulmuştum ve orada sergilenen teknelerin sahiplerine sundukları lüks imkanlar ve teknelerdeki gelişim, değişimin inanılmaz boyutlara ulaştığını gözlemlemiştim.

Sadece Bir Yıldırımla Her Şey Değişebilir!

Çok geriye gitmeden son 20 yıl içerisinde özellikle motor yatlara ilave edilen ekipmanlara bir bakıldığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Teknelerin sevk sistemleri ağırlıklı olarak mekanik ekipmanlardan oluşmaktaydı. Şu anda ise makinelerin nerede ise tamamı elektronik kontrol panelleri ile bütünleşmiş durumdadır.

Aynı durum seyir cihazları için de geçerlidir. Teknelerin elektronik haritalarından mevki bulucularına, yangın söndürme sistemlerinden aydınlatmalarına, hatta müzik sistemlerine; aklımıza gelebilecek tüm sistemler elektronik merkezlerden kontrol edilip, tekne sahiplerinin kullanımına sunulmuştur. Kullanım anlamında inanılmaz kolaylıklar oluşturan bu sistemler ise sadece bir yıldırım düşmesi neticesinde tamamen tahrip olabilmektedir.

Sigortasız Teknelerin Yarattığı Tehditler

Motor yatlar artık kendi bünyelerinde ortalama bir su sporu tesisinde bulunan oyuncakları aratmayacak yeni ilaveler ile donatılmaktadır. Tekne sahiplerinin isteğine göre jakuzi ve hatta havuzu olan tekneler bile bulunmaktadır. Bazı teknelere helikopter inmekte, tekne sahipleri teknelerine sanat eserleri koymaktadır. Bazı tekneler gittikleri yerlerde ihtiyaçlarını tekne personeline emanet ettikleri nakit tutarlar ile karşılamaktadır. Bu anlamda teknelerde ciddi miktarda nakit bulunmaktadır. Tüm bu rizikolar 1980’li yılların sigorta teminatında ön görülüp düzenlenmemişti.

Belli değerin üzerindeki tekneler ise koylarda etraflarında amatör denizcilerin kumandası altında bulunan sigortasız teknelerin tehdidi altında olmak ise teknelerin değeri arttıkça ayrı bir risk olarak ortaya çıktı.

Kazalar Sonrası Ortaya Çıkacak Tazminatlar

Hele ki bedeni tazminat tutarlarının son yıllarda astronomik oranda artmış olması tekne sahiplerinin kazalar sonrası ortaya çıkabilecek tazminatlara karşı korunma ihtiyacını ortaya çıkarttı. Personelli teknelerde durum bu anlamda daha ciddi teminat ihtiyacı ortaya çıkartmaktadır. Personel sosyal güvenlik teminatı altında olsa bile teminatlar ya yetersiz kalmakta ya da sosyal güvenlik kurumunun kusur oranında rücu yapması tekne sahiplerini büyük bir riziko altında tutmakta ve uzun davalar ile yüz yüze bırakmaktadır.

İhtiyaçlara Uygun Teminatlar Dizayn Ediliyor

Bu gelişmeler ve artan rizikolar sigortacıların talepleri değerlendirmesine ve ihtiyaçlara uygun teminatlar dizayn etmesine teşvik etti. Her ne kadar tekne dizaynı yapan mühendisler kadar yaratıcı olmasa bile modern ihtiyaçları karşılayacak ürünler geliştirilip tekne kullanıcılarının hizmetine sunulmuştur.

Türkiye’ de lider deniz sigortacıları dünya ölçeğinde de hizmet vermeye başladı ve aranan sigortacılar arasına girdi. Özel ve uzmanlık gerektiren denizcilik konusunda uzman ekip bulunduran ve kendisini geliştiren diğer sigortacılarımızın da katılması ile Türk deniz sigortacılığı dünya üzerinde söz sahibi ülkeler arasına girmesi için bizler elimizden geleni yapmaktayız.

Denizle Karayı Karıştırmamak Lazım

Türkiye’nin   denizcileşmesi ve denizci bir toplum olmak için amatör denizciliğin ne kadar önemli olduğu son yıllarda devlet politikalarına da girdi. Bu kapsamda 1 milyon Amatör Denizci ehliyeti halkımıza sağlanan kolaylıklar ile verildi. Ama deniz ile karayı karıştırmamak lazım; zira denizde olabilecekleri öngörüp ön hazırlık yapmak gerektiğini aklımızdan çıkartmamamız lazım. Olası her durum için bir senaryomuz olmak durumundadır.

Sigorta anlamında tekne sahiplerimiz mutlaka denizcilik konusunda bilgili bir aracı broker veya sigorta acentesi ile uygun teminat limitleri ve şartları, yine denizcilik alanında deneyimli bir sigorta şirketinden temin etmeleri gerektiğini önemle belirtmek isterim.

Tekne Sigortalarında Prim Hesaplamasını Etkileyen Kriterler

Prim hesaplanırken sigortacıların dikkat ettikleri kriterleri bilmek yine tarafların sigorta sözleşmesini kurarken birbirlerini iyi anlaması için çok önemli olduğu kanaatindeyim.

Öncelikle teknenin uygun bir marinada barınması sigortacılar için büyük önem arz etmektedir.

Teknelerin ticari veya özel amaçlı olması sigorta primini etkileyen unsurlardan birisidir. Teknenin profesyonel bir ekip tarafından kullanılması, sefer sahası yani kullanılmasının planlandığı bölgenin sigortacıya bildirilmesi önem arz etmektedir.

Teknelerin sezon sonrasında bulunacağı bölge ve sezon öncesi yapılmış olan bakım tutum işlemleri hakkında sigortacı ne kadar iyi bilgilendirilirse o kadar uygun prim seviyeleri elde edilebileceğini söyleyebiliriz.

Primler 4.500 Euro’dan Başlıyor

Biraz sigorta piyasasındaki prim seviyelerinden bilgi vermek istiyorum. Yat sigortalarında primi etkileyen yukarıdaki faktörler haricindeki en önemli unsur, teknenin sigortalama bedelidir. Öncelikle sigortalı değeri tespit ederken poliçe başlangıç tarihinde piyasa rayici ile uygun bir bedel tespit edilmelidir. Uygun bedel ile sigortalanmamış teknelerin hasar ödeme sürecinde ciddi sorunlar ve mağduriyetler ortaya çıkabileceğini belirtmek isterim.

Sigorta fiyatı bu bedele uygulanacak bir çarpan ile tespit edilecektir. Örnek vermek gerekirse, 200.000 euro bedeli olan bir yelkenli teknenin sadece gövde teminatı 800 euro civarında bir prime isabet etmektedir. Bu teminat ek teminatlar ile geliştirilerek 1.100 euro seviyelerine çıkabilmektedir.

Bedel yükseldikçe prim ve istenilmesi gereken teminatın çeşitleri de gelişmektedir. Örneğin, 1 milyon euroluk bir motor yat için uygulanan prim seviyeleri 4.500 eurodan başlayıp istenilen teminatın çeşidine göre 6.000-7.000 euro mertebesine kadar çıkabilmektedir.

Sigortasız kalmadığınız sağlıklı, güzel ve deniz ile iç içe bir tatil dilerim.

 Yazarın Diğer Yazılarını Okumak İçin Aşağı Kaydırın

Önümüzdeki en az 2 yıl içerisinde gemilerin tekne makine sigorta yenilemelerini yapmanın gemi sahipleri adına gerçekten gittikçe zorlaşacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Lloyd, bugünlerde nerede ise hiç tekne makine sigortası yapmamaya başladı. Son 6 aylık dönem içerisinde hasarsız filolar bile yüzde 20-30 oranında prim artışları ile sigortalarını yenileyebilmektedir.
Türk P&I Genel Müdürü Ufuk Teker, ‘sigortagazetesi.com’ için yazdı

Sizlere sigortacılar bu süreci nasıl geçirdiler diye bilgi vererek başlamak isterim. P&I Sigortacıları kovid-19 sürecini aslında en organize karşılayan ekip oldu dersek, yanlış ifade etmiş olmayız. İlk pandemi ilan edildikten sonra sigortalıların sahip oldukları korumanın kapsamı nedir en iyi şekilde duyurulduğunu düşünmekteyim.

En başta online seminerler ve yazılı duyurular ile teminatın kapsamı ve alınması gereken önlemler hızlı bir şekilde sektöre duyuruldu. Bu duyuruları sadece sigortacılar değil, brokerler, hukuk firmaları da kendi açılarından yaparak sektörü yeterince bilgilendirdiler.   Samimi konuşmak gerekirse bu tarz tüm dünyayı veya çok geniş bir bölgeyi etkileyen hasarlarda sigortacılar genellikle haklarını rezerv etmeyi, mümkün ise teminatları olmadığını duyururlar. Bu konuda geçmiş örnekler tarihte bulunmaktadır.

Mesela Çernobil Radyoaktif kirlenmesinin de etkisi ile radyoaktif bulaşma ile ilgili tüm riskler sigorta teminatı haricinde bırakılmıştır. Hali hazırda da radyoaktif bulaşma sigorta poliçe kapsamı dışarısındadır.

Pandemik Riskler Teminat Dışında Bırakıldı

Takvimler 2000 yılına yani milenyum dönemine geldiğinde ise tansiyon çok artmıştı. Takvim değişikliğinin elektronik sistemler tarafından algılanmama riskini sigortacılar teminat dışında bırakmak için çok yoğun çaba ilan etmiş ve piyasada milenyum ile ilgili Date recognition kloz poliçelere eklenmişti.

Korona virüsü ile ilgili de yine tekne sigortacıları ise; LMA 5394 sayılı kloz ile pandemik riskleri teminat dışarısında bıraktıklarını ve bunu hem reasürans hem de tüm tekne poliçelerine ilave ettiklerini ilan ettiler.

Biz sigortacıları yargılamadan önce; sigortacılar açısından durum nasıl ona da bakmak lazım. Prim hacmi olarak baktığımızda IUMI 2018 rakamlarına göre global marin sigortaları primi yıllık 28.9 milyar dolar tutarındadır. Bu tutarın yüzde 24.4 tutarı ise tekne makine sigortalarına isabet etmektedir ki tutar yaklaşık olarak 7 milyar dolar civarındadır. 2018 yılı Lloyds’ un hasar sonuçları aynı dönemde yüzde 104.5 olduğunu ifade etmeliyim. Bu süreç 2017 yılında ise daha kötüydü yüzde 114 idi.

Piyasadan Çekilme Kararı Aldılar

Buna bağlı olarak ise sigortacılar piyasadan çekilme kararı alarak Tekne Makine piyasasının daralması sonucu ortaya çıktı. 2018 yılı başında Lloyds piyasasında olan sigortacıların yerlerinde yeller esiyor. Bunun yanı sıra mevcut gemi ekipmanlarına “Balast Tankı Suları Rehabilitasyon ekipmanı-Balast Water Treatment Equipement” ve “Yakıtta bulunan Sülfür Oranını Düşüren Ekipman-Scrubber” yatırımları ile gemideki teknik ekipman ilavesi ile birlikte makine kırılması riskinde de belirgin bir artış olduğu herkesin hemfikir olduğu başka bir husus. Gemi bedelleri de yeni ilave edilen ekipmanlar ile birlikte yüzde 10-15 oranında artmıştır. Fakat bu artışlar primlere doğrudan yansımamıştır.

Özetlemek gerekirse önümüzdeki en az 2 yıl içerisinde gemilerin tekne makine sigorta yenilemelerini yapmanın gemi sahipleri adına gerçekten gittikçe zorlaşacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Lloyd, bugünlerde nerede ise hiç tekne makine sigortası yapmamaya başladı. Bu sigortalama kapasitesindeki daralmanın ise primleri yükseltici bir unsur olmasına rağmen, Lloyds’ un önümüzdeki 2-3 yıl geri dönüşümü beklenmemektedir. Son 6 aylık dönem içerisinde hasarsız filolar bile yüzde 20-30 oranında prim artışları ile sigortalarını yenileyebilmektedirler.

P&I Piyasanın Durumu Pek Parlak Değil

P&I sigortacılarının durumu ne durumda. Genellikle İngiliz ve İskandinav ülkelerinin elinde bulunan bu piyasanın durumu da pek parlak değil. Toplam P&I primleri bazında bakıldığında yine benzer bir sonuç ortaya çıkmakta ve net yüzde 103 hasar/prim oranı karşımıza çıkmaktadır.

Durum P&I sigortacıları adına çok da iç açıcı gözükmüyor. Her ne kadar daralan ticari hareketlilik hasarlara olumlu yansıyacağı öngörülse bile son yıllarda ne kadar yeni uluslararası anlaşma ve konvansiyon ortaya çıktı ise mutlaka sorumluluk tarafı P&I sigortaları üzerinden çözümlendi.

Örneğin Deniz İşçileri ile ilgili MLC (Marine Labour convention) Konvansiyonu yürürlüğe girdi ve tüm sağlanacak maddi teminatlar P&I Sigorta kapsamı genişletilerek çözümlendi ve P&I sigortacılarının yükü arttı. Hatta müflis armatörün ödeyemediği 4 aya kadar personel maaşları P&I sigortacılarının teminatı altına alındı. LLMC (Limitasyon Konvansiyonu) ile birlikte çevre kirliliği sonucu oluşan temizlik masrafları ve hadiselerin dolaylı sonuçları yine P&I Kulüplerin teminatları altında kalmaktadır. Son zamanlarda HNS (Zehirli ve Zararlı Yükler) konvansiyonu ile yine P&I sigortacıları en önemli aktör olarak devrede bulunacak gibidir.

Asıl Sigortacıları Tedirgin Eden İklim Değişikliği

Peki, deniz sigortacılarını bekleyen asıl felaket kovid-19 muydu? Dünya topyekün virüs savaşını bir şekilde kazanacak ve bu süreç bitince ne olacak? Asıl sigortacıları tedirgin eden risk faktörü bence İklim değişikliğidir. Dünyayı ve insanlığı en derin etkileyecek olan sorun henüz günlük hayatımıza en sert şekilde darbe vurmaya başlamadı. Umarım bir şey olur tüm süreç iyileşir ama bu konuda pek ümitli olunmadığını bilim adamları ve istatistikler göstermeye başladı.

Birkaç sayı paylaşmak isterim:

  • Her bir derece ısı artışı yüzde 12 oranında yıldırım düşmesini arttırmaktadır.
  • Kötü senaryoya göre Kuzey Kutbu 2040 yılında tamamen erimiş olacaktır.
  • Dünya genelinde 2017-2018 yılında 394 doğal felaket meydana gelmiştir.
  • 2017-2018 yılına isabet eden hasar ise 225 milyar dolar oldu.
  • Doğal afetlerin aynı dönemde tüm sigorta hasarları içerisindeki payı ise yüzde 6-8 seviyesinden neredeyse yüzde 15 seviyesine çıkmış durumda.

Biraz karanlık bir tablo çizdim farkındayım, ama eskiden averaj risklere göre yatırım yapan girişimciler artık olağanüstü durumları da hesaba katmak zorundadır. Daha sonra geri dönülmeyecek yatırımlar yapmamak ve pişman olmamak için yatırımcıların felaket senaryolarına göre de konumlanmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.

Herkese iyi ve sağlıklı bir yıl dilerim.