
Sağlık harcamaları hepimizin kolaylıkla sıralayabileceği nedenler yüzünden, doğaldır ki, artacaktır. Önemli olan bu artışın, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması kadar, gelişmişlik düzeyi ile de uyumlu olmasıdır. Kaynaklardan tasarruf edilerek değil, hakkaniyetli ve etkili kaynak kullanımı ile bu uyumun sağlanması ise sadece ülkemiz için değil tüm dünyada kabul gören bir ilke olmaktadır.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan TÜİK verilerine göre, toplam sağlık harcamasının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki oranının 2024 yılında yüzde 5,3 olduğunu, bu oranın gelişmiş ülkeler ortalamasının neredeyse yarısına karşılık geldiğini yazmıştım. Hatta, yazımın “Sağlık Harcaması Artışı Neredeyse İki Kat Ama…” olan başlığındaki “ama” ifadesinin de bundan kaynaklandığını belirtmiştim.
Yazımın sonunda da, ülkemizin gelişmişlik düzeyi ve ekonomik büyüklük sıralamasına göre, sağlığa ayrılan kaynakların düzeyi açısından gerilerde olduğumuzu vurgulamıştım. İki gün önce (13 Aralık 2025) TBMM’de görüşülerek onaylanan 2026 Yılı Sağlık Bakanlığı Bütçesi büyüklükleri de, bu görüşü doğrulayan bir başka örnek oldu.
2026 yılı için öngörülen Sağlık Bakanlığı bütçesi yaklaşık 1 trilyon 475 milyar TL, konsolide bütçe içindeki payı yüzde 8’lere ulaşmış olsa da bu oran, son yıllardaki artışına rağman, tıpkı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içindeki sağlık harcamaları payı gibi halen düşük ne yazık ki…
Sağlık harcamaları genellikle Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içindeki payı ile karşılaştırılır, doğru olan da budur. Bütçe içindeki pay bu karşılaştırmada kullanılmamalıdır, çünkü her ülkenin sağlık finansmanındaki kamu payı uyguladığı modele göre farklılıklar gösterebilir.
Sağlık Harcamalarında OECD Ülkeleri
Son ay içinde, sağlık harcamalarına yönelik OECD Araştırması yayınlandı. “Yeni Bir Bakışta Sağlık 2025’te OECD” adlı rapor, sağlık sistemleri ile birlikte sağlık finansmanına ilişkin verileri de içeriyor(https://www.oecd.org/en/publications/health-at-a-galance-2025_8f9e3f98-en.html).
OECD ülkeleri 2024 yılında Gayri Safi Yurt İçi Hasılalarının yaklaşık yüzde 9,3’ünü sağlığa harcamış. Pandemi döneminde 2020 ve 2021 yılları oranının yüzde 9,6 olduğu dikkate alınırsa, henüz o orana ulaşılamadığı görülecektir.
Önleme ve korumaya yönelik sağlık harcamaları, ortalama olarak yüzde 3’lük COVID öncesi seviyelere geri dönmüş gözüküyor. Aslında sadece bu veriler bile, ülkelerin sağlık sistemlerini gelecekteki risklere karşı savunmasız bırakmış gibi yorumlanabilir.
Her zaman doğru örnekler olmasa da, sağlığa daha fazla harcama yapan ülkelerin bir kısmında daha iyi sağlık sonuçlarına sahip olma eğilimi görülebilir.
Örneğin, bu rapor, sekiz ülkede, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla payı olarak, OECD ortalamasından daha az yatırım yapmalarına rağmen, daha düşük önlenebilir ölüm oranları kaydedildiğini göstermektedir.
Bu bağlamda, son dönemde gerçekleşen birkaç farklı çalışma örneğini de aktarmakta yarar olacak.
Ekonomi 8’de Bir Katkı Sağlıktan
Önce, yakınlarda gerçekleşen “Sağlığın Değeri: Maliyet Faktörü Yerine Rekabet Avantajı” konulu bir toplantıda; sağlığın sadece refah değil, aynı zamanda ekonomi genelinde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla büyümesi ve tasarrufu sağlayan temel bir sektör olduğunu tartışılmış.
Johnson & Johnson tarafından düzenlenen ve WifOR Institute Araştırmalarına dayanarak yayınlanan Almanya’ya ait bazı verileri paylaşmak isterim;
- Ekonomideki her 8 € değerin 1 € olan bölümü ve ihracatın yüzde 10’undan fazlası, sağlık sektöründen gelmekte,
- Hastalık yükünü azaltmak verimliliği de artırdığından, karar vericiler; 2011 ile 2021 yılları arası 10 yılda, sadece migren nedeniyle kaybedilen 557 milyar € örneği göz önüne alarak, migren ve benzeri hastalıklarla mücadelenin önemli gelirler sağlayacağını öngörmekte,
- Sağlığın ölçülebilir yatırım getirisi olduğu dikkate alındığında, rahim ağzı kanserini önleme testi (PAP) için yatırılan 1 milyon €, üç yıl içinde yaklaşık 2 milyon € Gayri Safi Yurt İçi Hasıla katkısı sağlamakta,
Sağlık Sigortası Primleri Artacak
Bir başka kaynak, Almanya’da sağlık sisteminde finansman sorununun, sigorta primlerine zam getirebileceğini, 2026 yılında ortalama yüzde 2,9’luk artış öngörüldüğünü belirtiyor. Sağlık Bakanı Nina Warken, “Hükümetin sağlık sigortası primlerini mümkün olduğunca istikrarlı tutma hedefiyle hareket ettiğini, mali durumun büyük bir zorluk olduğunu ve özellikle hastaneleri kapsayan 2 milyar € tasarruf paketi öngördüklerini” ifade etti.
Öte yandan, GKV-Spitzenverband tahmininde, 2026 yılında sigortalı başına sağlık harcamalarının yüzde 6,9 artması, buna karşın gelir artışının yüzde 4 seviyesinde kalması beklendiğini ifade ediyor.
Sağlıkla ilgili son dönemde okuduğum verileri aktarmaya; Birleşik Krallık, Avustralya ve İspanya’da Bupa Grubu’nun sağlık hizmeti kullanıcılarına ilişkin bir araştırmasıyla devam edeceğim.
İki kişiden biri sağlık sorununu dile getirmek istemiyor.
Bupa Grubu’nun Mart 2025’te, toplam 6.052 kişiyle gerçekleştirdiği bu Araştırma; katılımcıların yüzde 49’unun sağlık sorunlarını paylaşmaktan çekindiğini ortaya koymaktadır. Yüzde 39 ile en önde gelen yaygın çekinme nedeni ise sağlık sorununun ciddi olmadığını düşünmek ve uzmana gidip gitmemekte kararsız kalmak olarak görülmüştür. Yüzde 24 oranında katılımcı ise, utanma veya damgalanma korkusu nedeniyle sessiz kalmıştır.
Sağlık deneyimlerini paylaşanların yüzde 82’si, bunun kendi sağlığına katkı sağladığını düşünmekte, sağlık uzmanı dışındaki biriyle konuşanların yüzde 41’inde kaygıların azaldığı, yüzde 32’sinde yaşam tarzlarında olumlu değişim yaşadığı saptanmıştır.
Sağlık sorunlarını ifade etmeyenlerde ise, yüzde 53 oranında kaygılar artmakta, yüzde 31 oranında da sağlık durumu kötüleşmektedir.
Avrupa Birliği Ülkeleri İlaç Mevzuatında Değişiklikler
Güncel verilere bu son değişikliği de eklemek gerekecektir. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği Komisyonu, Parlamento ve Konsey olarak, ilaç mevzuatında son 20 yılda gerçekleştirdiği en kapsamlı değişiklikleri tamamladı. “EU Pharma Package” adıyla yapılan bu mevzuat değişikliği için üye ülkelerle siyasi anlaşma yapıldı.
Amacı; ilaca erişimi güçlendirme, sektörü rekabetçi ve dirençli konuma getirme olan bu paketin temel başlıkları arasında;
- Yenilikçi ilaçlar için 8 yıl veri koruması (ve + 1 yıl) pazar korumasına ek olarak üç kriterden ikisini karşılayanlara 12 ay ek pazar koruması verilebilmesi
- Karşılanmamış tıbbi ihtiyaçları hedefleyen “breakthrough orphan drugs” için toplam koruma süresinin 11 yıl olması,
- Jenerik ve biyobenzer erişimi arttırmak için tedarik ihalelerini de kapsayan “day-one access” olabilmesi gibi köklü düzenlemeler yer almaktadır.
Almanya’da AOK tarafından yayımlanan “İlaç Rehberi”ne göre, ilaç harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 9’un üzerinde artarak 59,3 milyar € olmuş. Bu artışta, patent koruması bulunan ilaçlar öncü rol oynamış, söz konusu ilaçların toplam ilaç harcamaları içindeki payı da yüzde 54’e çıkmış. Buna karşılık, reçete edilen günlük dozlar içindeki payları ise sadece yüzde 7 oranında kalmış.
Sonuç olarak, tüm bunlar sağlık harcamalarına yönelik, yeni dönemin yeni yaklaşımları şeklinde yorumlanabilir. Sağlık harcamaları hepimizin kolaylıkla sıralayabileceği nedenler yüzünden, doğaldır ki, artacaktır. Önemli olan bu artışın, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması kadar, gelişmişlik düzeyi ile de uyumlu olmasıdır. Kaynaklardan tasarruf edilerek değil, hakkaniyetli ve etkili kaynak kullanımı ile bu uyumun sağlanması ise sadece ülkemiz için değil tüm dünyada kabul gören bir ilke olmaktadır.
halukozsari@gmail.com / www.halukozsari.com / hozsari@iuc.edu.tr














