Aret Taşçıyan yazdı… Seçimler sonrası ABD, nereden gelip, nereye gidiyor?

0

“Trump’ın kaybetmesinde bence en büyük etkeni Corona ile mücadelesindeki hataları oynadı veya daha doğrusu Corona’yı ciddiye almayıp mücadele etmemesiydi. Sonuç olarak 10 milyonu üzerinde Amerikalı bu lanet virüse yakalandı ve 230 bin Amerikalı hayatını kaybetti. Bunun hesabı birilerinden sorulacaktı.”

Türk P&I Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Aret Taşçıyan, yazdı…

Son ABD seçimlerinin ABD’yi nerelere götüreceği konusuna gelmeden önce, kendimizi tarihin derinliklerine fazla batırmadan, bu günlere nasıl gelindi kısaca bir göz atalım. Tekrar olacak ama zihinlerimizi tazelemek amacı ile iki yıl önce yazdıklarımı bir anmak istedim. Ağustos 2018’de ne demişim?

ABD’yi ikinci bir iç savaşın eşiğinde göreceğimi hiç mi hiç düşünmemiştim. Amerikan toplumu henüz orada olmasa dahi tehlikeli bölgeye doğru hızla ilerlemekte. Senatör Jeff Flake, geçenlerde yaptığı bir konuşmada tarikatçı zihniyet ülkemizi mahvedecek demekle yaklaşan tehlikeyi çok iyi görmüştü bence.

ABD toplumu çok karışık dönemlerden geçti. Zencilerin medeni hakları için verdikleri mücadeleleri, Martin Luter King ve J.F. Kennedy suikastleri, Vietnam Savaşı esnasındaki fikir ayrılıkları ve halk hareketleri gibi birçok karmaşık dönemlerden geçti ama her zaman aklıselim bir gençlik ve yine aklıselim ve dejenere olmamış iki siyasi ana kuruluşa sahip idi: Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti.

Bugün, toplum ve sonucunda bu siyasi partiler aklıselimlerini kaybettikleri gibi halk ile siyasi kuruluşlar arasındaki uçurum da gittikçe derinleşmekte. Tüm ABD bu günlerde siyasi bir orta oyununa dönüşmüş olan Hakim Brett Kavanaugh’yu konuşmakta, partizan ve siyasi komplolardan oluşan saldırılarda kendini nasıl savunmaya çalıştığını izlemekte.

Bence ABD’nin bugün içinde bulunduğu durum eski günlerdeki medeni haklar ve Vietnam konusundaki fikir ayrılıklarından daha tehlikeli ve ürkütücü, çünkü o günlerde halkın birbirine bağlılığını sağlayan yüksek gelirli bir ‘orta Sınıf (middle class)’, bir soğuk savaş tehdidi ve aklı başında dejenere olmamış siyasi partiler vardı.

Amerikan Rüyası, Amerikan Kabusuna Dönüştü

2000’lere gelindiğinde orta sınıf ve orta sınıfı yaratan işler tükendi, siyasiler çığırından çıktı, siyasi ve kişisel çıkarları uğruna akıl ve mantıklarını kaybetme düzeyine geldiler. 9 Eylül 2001 akabinde kısa süren bir dönem dışında Sovyet ve dış güçlerin tehditleri de ortadan kalkınca halkın dayanışması kendiliğinden gevşedi. Amerikan Dream denilen Amerikan Rüyası yerini American Night-Mare dediğimiz Amerikan Kabusuna dönüştü.

Kasabalarda ve küçük şehirlerde yasayan milliyetçi ve üniversite eğitimi olmayan Amerikalılar ile büyük şehirlerde yasayan, küreselci beyaz yakalılar arasındaki sosyal ve kültürel mesafeler gittikçe açıldı ve anlaşmazlıklar yabancılaşmaya yol açtı. Cumhuriyetçi/ demokrat, şehirli/kasabalı, beyaz yakalı/mavi yakalı, kadın/erkek ilişkileri gittikçe yozlaştı ve fikir ayrılıkları yerini düşmanca hislere bıraktı.

Sonuç olarak partizanlık yerini zorbalığa yani aşiretçiliğe bıraktı. Anayasal haklara dayalı örnek bir ülke olarak bilinen ABD nasıl bu günlere geldi, bu ayırımcılıklara sahne oluyor ve hoşgörünün ortadan kalktığı hükmet veya öl zihniyeti kontrolü ele geçiriyor, anlaşılacak gibi değil. Bu toplum aklını başına toplayıp aklıselim sahibi siyasiler seçmediği sürece durum daha da kötüye gidecek ve belki de bir gün eyaletlerin birbirinden ayrıldığına şahit olacağız.

Serbest Ticaretten Nasıl Uzaklaşılıyor?

Gelelim Kasım 2019’da neler yazdığıma bir bakalım. ABD’nin Çin’e ilk etapta uyguladığı kısıtlamalar 34 milyar dolarlık bir değeri temsil etmektedir. Çin’de tabii anında karşılık vererek aynı miktardaki ABD ürünlerine kısıtlama getirerek toplam miktarı 68 milyar dolara taşımıştır. Burada rakamlar büyük ve korkutucu olmasına rağmen bence o kadar da önemli değil. Asıl önemli olan bu ticaret savaşlarının bölgesel olarak tüm dünyaya yayılacağı ve tüm dünyada anti küreselleşmeye doğru bir hareketin başlanmış olmasıdır.

Küresel ticaret hacmindeki düşüşlerin korumacılığı kamçılayacak korkuları veya bu düşüşlerin zaten artmakta olan korumacılık görüşlerinin bir sonucu olup olmadığını bir kenara koyacak olursak, ülkeler bazındaki ve dünya genelindeki refah düzeyinin düşeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.

Ekonomistlere göre serbest ticaret ülke refahının artmasındaki en önemli etkenlerden biri olarak görülmektedir. Serbest ticaretten uzaklaşıldığı bu günlerde de dünya refahında ciddi düşüşlerin görülmesi bence kaçınılmaz olacaktır. Konunun üzerine derinlemesine eğildiğimizde anti küreselleşmeyi körükleyen korumacılık dürtüsünün göründüğü gibi sadece ekonomik nedenlere dayalı bir dürtü olmadığını kişisel, sosyolojik ve hatta psikolojik sebeplere dayandığını izlemekteyiz. Hatta bu korumacılık dürtüsü arkasında saklananlar,  serbest ticaret sonucunda dış ülkelere bağımlılığın artması ile ulus devlet kavramının elden gideceğini dahi düşünüyor olabilirler. Bu durumda ulusal egemenlik ve serbest ticaret fikirleri karşı karşıya gelmiş oluyor.

Göreceğiniz gibi, konuyu irdeleyince korkunç gözlemler ile karşılaşabiliyoruz. ABD Pennsylvania Üniversitesinde yapılan bir araştırma sonucu bu anti küreselleşmeyi körükleyen nedenlerin arkasında üç temel ve de korkunç dünya görüşü olduğu ortaya çıkıyor. Ayırımcılık (isolatioism), Milliyetçilik (nationalism) ve Irkçılık (ethnocentrism).

Anti Küreselleşme ve Aşırı Tutucu, Milliyetçi Görüşler

Araştırma sonuçlarına göre Amerikalılar devletin açlık, çevre kirliliği gibi dünya sorunları ve ülkeler arası çatışmalar ile ilgilenmeyip kendi iç sorunları ile ilgilenmeleri gerektiğine inanıyorlar. Bu şüpheci zihinler ABD vatandaşlarının diğer ülke vatandaşlarına oranla daha üstün olduklarını ve diğer ülke vatandaşlarının da kendileri gibi olmaları gerektiğine inanıyorlar. (Bir yanlış anlaşılmaya sebep olmaması açısından not etmenizi önemle rica ediyorum. Bu kesinlikle benim görüşüm değil; Pensilvanya Üniversitesi Siyasal Bilimler Akademisi tarafından yapılan bir araştırma sonucu)

Aynı şüpheci zihniyetler dünya vatandaşlarını ırk ve etnik özelliklerine göre gruplara ayırmaktalar ve üstün niteliklere sahip olanların kendi grupları olduğuna inanmaktalar.

Bu üç bağnaz dünya görüşünün tek bir ortak paydası var, eğitimsizlik. Sonuç olarak eğitim düzeyi düşünce milliyetçilik, ayırımcılık ve ırkçılık görüşleri güç kazanmakta ve bu da anti küreselleşmeyi körüklemektedir. Eğitim düzeyinin yüksek olduğu toplumlarda ise serbest ticaret ve uluslararası ilişkiler güç kazanmakta, toplumsal ve bölgesel refah artmaktadır.

Kısa bir bağlantı kurarak ABD Nüfus Sayım Bürosunun 2014 verilerine göre yayınladığı bir raporda ABD’de 27 yaş grubunda yapılan bir araştırmada toplumun yüzde 72’sinin yüksekokul mezunu olmadığı gerçeği dikkatimi çekti.

Sanırım, ABD’de, Trump ile su üstüne çıkan ama gizliden gizliye güçlenen anti küreselleşme ve aşırı tutucu ve milliyetçi görüşlerin ardında yatan nedeni aramak için fazla çaba sarf etmemize gerek kalmıyor.  Bu düşük eğitim düzeyinin de düzelmesi bir kaç yılda gerçekleşecek bir olay değil. Bu tür demografik değişimler ancak nesillerin değişmesi ile gerçekleşebiliyor. Maalesef, müreffeh, barışçıl, milliyetçilikten, ırkçılıktan ve ayırımcılıktan arınmış bir dünyaya erişebilmemiz için korkarım bir kaç nesil daha geçmesini beklememiz gerekecek gibi görünüyor.

Amerika Şansını Kaybetti, Kristal Bardak Kırıldı

Gelelim 2020 seçimlerinin sonuçlarına ve ABD’yi nerelere taşıyacağına. ABD’nin son 120 yıllık siyasi tarihindeki en fazla oy kullanma oranına sahip bir seçim oldu. Seçme hakkına sahip toplumun yüzde 67’si oy kullandı, bu 160 milyon kişi demek. 1900 yılında William McKinley’nin seçilmesinde yüzde 73 oy kullanmıştı, ondan sonraki 120 yıl boyunca ulaşılan en yüksek katılım oranı. Bu yüksek ortalamanın asıl nedenlerinden biri tabii ki birçok seçmenin oylarını posta yoluyla kullanmasıydı. 80 milyon civarında seçmen oyunu posta yolu ile kullandı. Ancak bu yöntem de birçok şaibeye yol açtı. Oyların yüzde 51’ini alan Biden şimdilik seçimi kazanmış görünüyor, ancak bu yazıyı kaleme aldığım gün itibari ile bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmamıştı. Trump ise oyların yüzde 48’ini aldı ve yukarıda da bahsettiğim gibi sayımlarda yolsuzluk yapıldığı iddiaları ile hukuki yollara başvurmakta.

Bazı anket şirketlerinin öngördüğü gibi Trump, hezimete uğramadı, başa baş bir seçim oldu ve son kararı Pennsilvanya, Georgia, Nevada, Wisconsin gibi eyaletler verdi. Trump’ın kaybetmesinde bence en büyük etkeni Corona ile mücadelesindeki hataları oynadı veya daha doğrusu Corona’yı ciddiye almayıp mücadele etmemesiydi. Sonuç olarak 10 milyonu üzerinde Amerikalı bu lanet virüse yakalandı ve 230 bin Amerikalı hayatını kaybetti. Bunun hesabı birilerinden sorulacaktı.

Bu seçim yüzeyde göründüğü gibi Trump ve Biden arasında bir seçim olmaktan öteye birbirine yabancılaşmış, birbirlerinden nefret eden, birbirlerine karşı saygısını sevgisini yitirmiş, aşiretleşmiş kitlelerin seçimi idi. Bir başka deyişle federalistlerin ve anti- federalistlerin seçimi idi.

Biden/Harris ekibi her ne kadar toplumu tekrar bir araya getireceklerinden, yitirildiği iddia edilen insan haklarının, medeni hakların, sosyal ve kültürel hakların, toplumsal sorumlulukların, tekrar yaşatılacağından bahsediyorlar ise de bence maalesef Amerika bu şansını artık kaybetti. Kristal bardak kırıldı; saygın, aklıselim sahibi, kendi içinde tutarlı Amerikan Rüyasına isim babalığı yapmış olan, bir zamanlar kapitalizmi adabıyla uygulamayı becerebilen Amerikan toplumu hızlı bir şekilde çöküşe geçti. Eğitim düzeyi yükselmedikçe, toplumlar arası saygı, kişisel hak ve hürriyetler yerine oturmayınca; yabancılaşma, ırkçılık ve ayırımcılık bir çığ gibi artacak ve bu çöküş esnasında da çevresine olsun, tüm dünyaya olsun maalesef ciddi zararlar verecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı girin