
Bugün dünyada sağlık politikaları; daha fazla önleme ve erken müdahale üzerine kurgulanıyor. Hep söylendiği gibi, tedavi önlemekten pahalıdır. Bunun için bütüncül stratejiler geliştirilmelidir. Bu kapsamda; sağlık sisteminin yükü azaltılabilir, hasta ve hasta yakınlarının yaşadığı zorlukları azaltabilir, sağlık kaynaklarının daha verimli ve hakkaniyetli kullanılabilir. Tam bu noktada, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğine yönelik olarak, veri temelli politika geliştirmek her zamankinden daha kritikleşmektedir. Risk paylaşımı yaklaşımıyla bakıldığında, sağlık sigortacılığında da çok önemli hale gelmektedir. Hastalananı tedavi etmek yerine hastalanmamayı teşvik etmek sağlık sigortacılığının da odağına yerleştirilmelidir.

Bu haftaki başlık, üç sivil toplum kuruluşuyla bir Üniversite’nin ortaklaşa yaptığı projenin yayınından alındı. Aslında, “harekete geçme zamanı” kavramı son zamanlarda sağlıkla ilgili birçok konuda kullanılan slogan haline geldi. Özelikle, koruyucu ve sağlığı geliştirici hizmetler açısından bakıldığında çok önemli bir eylemi tanımlıyor. Ayrıca, risk paylaşımı yaklaşımıyla düşünüldüğünde, sigortacılığında da önemli hale geliyor.
RSV’ye Karşı Harekete Geçelim
İki yıl kadar önce “RSV’ye Karşı Güç Birliği” yapılanması oluşturulmuştu. Bu yapılanma, Değer Temelli Sağlık Derneği (DETESADER) liderliğinde El Bebek Gül Bebek Derneği, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Bağışıklama Derneği ile Başkent Üniversitesi, katkılarına Sanofi Türkiye’nin koşulsuz desteği ile ECONiX Research tarafından hazırlanan “RSV’ye Karşı Harekete Geçelim Raporu” yayınladı. Benim de içinde olduğum editörler arasında; Zafer Çalışkan, Simten Malhan, Binnur Peker, İlknur Okay bulunuyor. Yazarları; Ekin Begüm Özdemir, Selin Ökçün Kurnaz, Mustafa Kurnaz, Öznur Seyhun, Güvenç Koçkaya’dan oluşuyor (http://www.detesader.org.tr/wp-content/uploads/2026/03/RSVye-Karsi-Harekete-Gecelim-Rev3.pdf.)
RSV nedir?
Bu soru, ilk cevaplanacak soru olmalı. RSV tam tercümesi ile Solunum Sinsityal Virüsü anlamına gelen bir kısaltmadır. Özellikle bebeklerde, küçük çocuk ve yaşlılarda alt solunum yolu enfeksiyonları olarak ifade edilen zarürre ve bronşiyolite neden olan yaygın, bulaşıcı bir RNA virusudur.
Klinisyenlere Göre RSV
Kış ve erken bahar aylarında sık görülüyor, burun akıntısı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi soğuk algınlığı benzeri belirtileriyle başladığı belirtiliyor. RSV, enfekte bir kişinin öksürme, hapşırma veya öpme gibi havayollarındaki damlacıklara temasla veya virüs bulaşmış yüzeylere dokunduktan sonra gözlere, buruna veya ağıza dokunma yoluyla yayılıyor. RSV, masalar ve beşik korkulukları gibi sert yüzeylerde saatlerce yaşayabiliyor. Virüs tipik olarak dokular ve eller gibi yumuşak yüzeylerde ise daha kısa süre yaşıyor. Çocuklar RSV’ye genellikle ev dışında, okulda veya kreşlerde maruz kalmaktadır. Daha sonra virüsü ailenin diğer üyelerine bulaştırabiliyorlar.
RSV, bazı riskli gruplar başta olmak üzere, ölümle sonuçlanabilen ciddi enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Bu gruplar arasında; altı aydan küçük bebekler, kronik akciğer hastalığı bulunanlar, 35. gebelik haftasından önce doğan bebekler, doğuştan kalp hastalığı olan bebekler ve çocuklar, lösemi ve ağır bağışıklık sistemi yetersizliği olan hastalar, bakımevinde kalan yaşlılar sıralanabilir.
RSV hastaları için evde alınabilecek önlemler hastalık süresini kısaltabilir, belirtileri azaltabilir. Bunlar arasında; mekanı nemlendirme, bebeklere anne sütü, mama, diğer hastalara da su ve çorba gibi gıdalarla sıvı desteği verme, sprey veya damlalar ile burnun açık tutulması, sigara dumanından uzak durulması yer alabilir.
“RSV’ye Karşı Harekete Geçelim Raporu”
Rapor’a göre, Türkiye açısından RSV yalnızca bir enfeksiyon değil sağlık sistemi için ciddi bir ekonomik ve toplumsal yük oluşturmaktadır. Yapılan analizlere göre, Türkiye’de; 2019–2023 döneminde 0–5 yaş grubunda; 894 binden fazla RSV vakası, 102 bin hastane yatışı, 12 bin yoğun bakım vakasının sağlık sistemine maliyeti 34.7 milyar TL’yi aşıyor. Rapor, RSV’nin yalnızca riskli bebekleri değil, sağlıklı ve zamanında doğmuş bebekleri de etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulamaktadır. ABD verilerine göre, RSV yıllık 2,6 milyar Amerikan Doları doğrudan maliyet oluşturmaktadır. Spesifik bir tedavisinin bulunmaması nedeniyle, kanıta dayalı bağışıklama stratejilerinin ulusal düzeyde değerlendirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekliliğine dikkat çekilen raporda; özellikle yaşamın ilk yılında uygulanacak koruyucu yaklaşımların, bebek sağlığının korunması ve sağlık sistemi üzerindeki yükün azaltılması açısından kritik rol oynadığı ifade edilmektedir (https://www.detesader.org.tr/rsvye-karsi-harekete-gecelim/).
Rapor kapsamında ayrıca “Ebeveynlerin Gözünden RSV: Türkiye’de Bebek Sağlığı ve Hasta Deneyimleri Anketi” bulgularına ve gerçek yaşamdan hasta hikâyelerine yer verilerek, RSV’nin aileler ve sağlık sistemi üzerindeki klinik, operasyonel, sosyal ve ekonomik etkileri anket sonuçlarıyla birlikte çok boyutlu biçimde ele alınmaktadır (http://www.detesader.org.tr/wp-content/uploads/2026/03/RSV-Hasta-Deneyimleri-Rev.pdf.).
Çocuk Hastalıkları servis yataklarının yaklaşık yüzde 40’ı RSV sezonunda RSV hastalarıyla dolmaktadır. Acil servis başvuruları, poliklinik yoğunluğu ve yatış süreleri belirgin şekilde artmaktadır. Yoğun bakım ihtiyacı özellikle 0–6 ay bebeklerde kritik düzeydedir.
Analiz sonuçlarına göre katılımcıların ezici çoğunluğu, RSV’nin yol açtığı sistem aksaklıkları dolayısıyla:
- bekleme alanlarında nozokomiyal bulaş riskinin arttığını (yüzde 89),
- sağlık personeli için hastane kaynaklı bulaş riskinin yükseldiğini (yüzde 91),
- ayaktan kliniklerde bekleme sürelerinin uzadığını (yüzde 85),
- acil ve kritik tedavilerde gecikmeler yaşandığını (yüzde 82) ve
- kronik hastalıkların takibinin ertelendiğini (yüzde 85)ifade etmiştir.
Ankete katılan sağlık çalışanlarının:
- yüzde 92’si iş yükünün arttığını
- yüzde 81’i stres yaşadığını
- yüzde 73’ü bunun tükenmişliğe yol açtığını belirtmiş
- Ayrıca, izinlerin arttığı, hizmet sürekliliğinin zorlandığı belirtilmektedir.
Hastalıkları Önlemek Daha Kolay
Simten Malhan Hoca’nın yaptığı analizlere göre maliyetlere ilişkin olarak aşağıdaki çarpıcı veriler ortaya çıkmıştır;
- Ayakta tedavi:yaklaşık 5.879 TL / hasta
- Serviste yatan hasta:yaklaşık 30.554 TL / hasta
- Yoğun bakım hastası:yaklaşık 46.390 TL / hasta
- Toplam direkt maliyet 7,97 milyar TL.
Doğrudan tıbbi olmayan maliyetler olarak ulaşım ve şehir dışı gelişler önemli bir ek yük yaratmaktadır;
- Hasta başı ortalama tıbbi olmayan direkt maliyet:yaklaşık 3.074 TL
- Toplam tıbbi olmayan direkt maliyet:yaklaşık 2,75 milyar TL
Görünmeyen maliyet olarak Simten Malhan Hoca’nın ifade ettiği indirekt maliyetler ise şöyle özetlenebilir (ebeveyn iş gücü kaybı, profesyonel ve profesyonel olmayan bakıcı ihtiyacı);
- Hasta başı indirekt maliyet 820 TL / hasta
- Toplam indirekt maliyet:yaklaşık 23,9 milyar TL / 799 milyon Amerikan Doları
Toplam ekonomik yük olarak ise (0–5 yaş): yaklaşık 34,7 milyar TL olup bu rakam;
- 2024 toplam sağlık harcamasınınyüzde 1,95’i
- 2024 SGK sağlık harcamasınınyüzde 4,62’si
- 2024 Sağlık Bakanlığı bütçesininyüzde 0,78’i olmaktadır.
Bugün dünyada sağlık politikaları; daha fazla önleme ve erken müdahale üzerine kurgulanıyor. Hep söylendiği gibi, tedavi önlemekten pahalıdır.
Bunun için bütüncül stratejiler geliştirilmelidir. Bu kapsamda; sağlık sisteminin yükü azaltılabilir, hasta ve hasta yakınlarının yaşadığı zorlukları azaltabilir, sağlık kaynaklarının daha verimli ve hakkaniyetli kullanılabilir. Tam bu noktada, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğine yönelik olarak, veri temelli politika geliştirmek her zamankinden daha kritikleşmektedir. İlk cümlelerimde de vurguladığım gibi, risk paylaşımı yaklaşımıyla bakıldığında, sağlık sigortacılığında da çok önemli hale gelmektedir. Hastalananı tedavi etmek yerine hastalanmamayı teşvik etmek sağlık sigortacılığının da odağına yerleştirilmelidir.
www.halukozsari.com.tr, halukozsari@gmail.com, hozsari@iuc.edu.tr














