
14-21 Mart haftasının tarihi önemi nedeniyle, bu yazımda bazı tarihi gerçekleri tekrar hatırlatmak istedim. Bir yanda, mezun olamadan Çanakkale Savaşları’nın da içinde olduğu istiklal mücadelemiz için şehit olan Tıp Fakültesi öğrencileri, diğer yanda işgali protesto için kuleler arasına asılan Türk Bayrağı…

14-21 Mart haftasının tarihi önemi nedeniyle, bu yazımda bazı tarihi gerçekleri tekrar hatırlatmak istedim. Aynı bakışla, geçtiğimiz 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle yazdığım yazı da “Başkaları İçin Yaşayanlar” başlığını taşıyordu. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kurtuluş Savaşı boyunca toplam 765 öğrencisinden 346’sı şehit düştüğü tarih kayıtlarda yer almaktadır (https://iletim.istanbul.edu.tr/index.php/2019/03/14/100-yilinda-14-mart-tip-bayrami-mesleki-bir-kutlamadan-ote-milli-direnisin-simgesi/).
Hatta, Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı döneminde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane öğrencileri cepheye gittiği için, özellikle 1915 yılında tüm öğrencilerin Çanakkale’de şehit düşmesi veya askere gitmesi sonucu mezun verilemediği, dönemin ağır savaş şartlarının bir göstergesi olarak tarihe geçmiştir. Aynı dönemde; İstanbul Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi, İzmir Lisesi, Konya Lisesi, Balıkesir Lisesi, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Çapa Erkek Öğretmen Lisesi, Sivas Lisesi, Erzurum Lisesi gibi liselerin de öğrencilerini cepheye gönderdiği için mezun veremediği bilinmektedir.
Sadece bu bilgiler bile, mesleklerin sadece bir meslek olmadığını, insanlığa adanmış bir yaşam olduğunu göstermektedir. Öğrencilik yıllarında öğretilmeye başlanan bu adanmışlık felsefesinin, meslek yaşamını da aşan bir dünya görüşüne uzandığını unutmamak gerekir.
Bu konuda, hekimlik mesleği ile ilgili daha fazla anıyı, geçtiğimiz aylarda vefat eden Rahmetli Metin Özata’nın yazdığı “Atatürk ve Tıbbiyeliler” kitabında da bulabilirsiniz (Atatürk ve Tıbbiyeliler, Metin Özata, Umay yayınları, Mayıs 2007).
Nuran Yıldırım Hoca’dan 14 Mart
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Yıldırım, Tıp Bayramı’nın ortaya çıkışı ve önemi üzerine 2019 yılında yaptığı konuşmada, 14 Mart Tıp Bayramı’nın mesleki bir kutlamanın yanı sıra tıp öğrencilerinin işgale karşı başlatmış olduğu mücadele hareketinin de adı olduğuna dikkat çekmiştir(https://iletim.istanbul.edu.tr/index.php/2019/03/14/100-yilinda-14-mart-tip-bayrami-mesleki-bir-kutlamadan-ote-milli-direnisin-simgesi/).
Tıp Fakültesi’nin cephelere hekim yetiştirmesinden bahseden Yıldırım Hoca, “Savaş başlar başlamaz Tıp Fakültesi Kasım 1914’te tatil edilmiş, Çanakkale cephesindeki şiddetli çarpışmalarda yaralananlar İstanbul’a gönderilmeye başlamıştı. Haydarpaşa’daki Tıp Fakültesi de Hilal-i Ahmer Tıp Fakültesi Hastanesi ile yaralı kabul ediyordu. Bu hastane 1916’da lağvedildikten sonra açılan Tıp Fakültesi, tatil yapmadan hızlandırılmış bir eğitimle cephelere hekim yetiştirmeye başlamıştı. Ordumuzun sağlık işlerini, Sıhhiye Dairesi Reisi ve Sahra Sıhhiye Müfettiş-i Umumisi tayin edilen Tıp Fakültesi Dâhiliye Müderrisi Dr. Süleyman Numan Paşa organize ediyordu. Hocalar ve tıp öğrencileri cephelerdeki hastanelere dağılmıştı. Son sınıf öğrencilerinin çoğu Kafkas cephesinde tifüsten öldü” diyor.
İstanbul’un işgali ve sonrası gelişmeleri aktaran Prof. Dr. Nuran Yıldırım, “Birinci Dünya Savaşı boyunca cephelerdeki hastanelerde çalışan Tıbbiyeliler, savaş bitince okullarına döndüler. 13 Kasım 1918 sabahı, İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul Boğazı’na girişini büyük bir üzüntüyle seyrettiler. Çok geçmeden 1919 yılı Ocak ayında İngilizler, Tıbbiyenin bir bölümüne yerleştiler. İstanbul Hükümeti İngilizlerin baskısıyla tutuklamalara girişti. Tutuklanıp apar topar Malta’ya sürülenler arasında hocaları, Sıhhiye Dairesi Reisi ve Ordu Sıhhiye Müfettiş-i Umumisi Dr. Süleyman Numan Paşa ile Dr. Esat Paşa (Işık) da vardı. Bazı öğrenciler gizlice Anadolu’ya geçip Kuvâ-yı Milliye saflarına katılmaya başladılar. Okulda kalan öğrenciler, işgal kuvvetlerine ülkenin sahipsiz olmadığını göstermek niyetiyle bir protesto yapmak istiyorlardı ama ne yapsalar tutuklanacaklardı. Bunu çok zekice yapmak zorundalardı. Sonunda masum bir yol buldular, ‘14 Mart 1827’de açılan okulumuzun 92. yıldönümünü kutlayacağız’ gerekçesiyle bir kutlama töreni düzenlemek için gerekli izni aldılar” ifadelerini kullanıyor.
Prof. Dr. Yıldırım, 14 Mart 1919 günü ilk Tıp Bayramı’nın nasıl kutlandığını şu sözlerle açıklıyor: “İstanbul Dârülfünunu Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti, Zeynep Hanım Konağı’nda düzenlediği toplantıya; Dârülfünun ve Tıp Fakültesi hocalarını, İnas Dârülfünunu öğrencilerini ve törende konuşulanları işgal kuvvetlerine yetiştirsinler diye İngiliz-Amerikan-Fransız Kızılhaç temsilcileri ile Fransız Sıhhiye Müfettiş-i Umumisini davet ediyorlar. Konuşmalarda tıp eğitimimizin ne kadar köklü olduğunu, eski tıp hocalarının hizmetlerini, tıp eğitiminin Türkçe yapılması için verilen mücadeleyi anlatarak dolaylı mesajlar veriyorlar.”
1919 yılı 14 Mart Tıp Bayramı’nın zekice kurgulanmış bir bayram olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yıldırım konuşmasını şu şekilde sonlandırıyor: “İşgal kuvvetleri askerlerinin İstanbul’daki taşkınlıkları devam ettiğinden 1920 ve 1921 yıllarında Kadıköy Apollon (sonraları Hale ve günümüzde Reks) sinemasında törenler düzenliyorlar. Bu törenler, Tıbbiyeliler Bayramı olarak yerleşip gelenekselleşiyor.”
İşgali Protesto İçin Asılan Türk Bayrağı
Geçmişimizde ilk defa 1.Mahmut döneminde, 1827 yılında, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kuruluş günü olan 14 Mart’ın; Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edildiği ve “Tıp Bayramı” olarak kutlanmaya başlandığını tekrar hatırlatmak isterim.
İlk kutlamanın ise, 14 Mart 1919’da itilaf devletlerinin işgali altındaki İstanbul’da yapıldığı bilinir. Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi olan, toplumumuzun yakından tanıdığı Orhan Boran’ın babası Hikmet Bey önderliğinde işgali protesto için Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne’de toplanıldığı hep anlatılır.
Öğrenciler, binanın kuleleri arasına İstanbul’un her yerinden görünecek şekilde bir Türk Bayrağı asarak işgalcilere karşı mücadele başlatmış ve böylece Tıp Bayramı yurt savunma hareketi olarak çok derin bir anlam kazanmıştır. İngiliz askerlerinin müdahalesine rağmen toplanan öğrencilere, dönemin ünlü hocaları Dr. Fevzi Paşa, Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Akil Muhtar (Özden) da katılarak destek vermiştir.
1929-1937 yılları arasında 12 Mayıs günü Bursa’daki Yıldırım Darüşşifası’nda ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı tarihi temel alınarak Tıp Bayramı olarak kutlanmışsa da 1935 yılında bu uygulamadan vazgeçilmiştir.
Dr. Kemal Demir’in Sağlık Bakanlığı yaptığı 1976 yılında alınan bir karar ile de, sadece 14 Mart günü değil, 14 Mart’ı içine alan hafta Tıp Haftası olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bu karar halen yürürlüktedir.
Sivas Kongresi Tıbbiye Temsilcisi
14 Mart direnişi öncüsü 3. Sınıf öğrencisi Hikmet, o dönem tıbbiyelilerinin vekili olarak seçilmiş ve tıbbiyelilerin aralarında topladıkları 9,5 Lira ile sivil ve askeri tüm tıp öğrencilerinin vekil tayin ettiklerini gösterir imzalı belge ile Sivas Kongresi’ne katılmıştır.
Sivas Kongresi’nin 7 Eylül 1919’da yapılan ikinci oturumunda verilen önergede Hikmet Bey’in imzası bulunmaktadır. Kongrenin 9 Eylül 1919 gecesi, mandacılık tartışmasında, Atatürk’e hitaben yaptığı konuşmada; “Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve takbih ederiz.” demiştir. Coşku ve heyecanla söylenmiş bu sözlerin büyük etki oluşturması sonrası Mustafa Kemal’in değerlendirmesi de bir o kadar kayda değerdir; “Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır,'” diyerek Hikmet Bey’e “Evlat; müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm” Mustafa Kemal’in bu sözleri üzerine Hikmet Bey yerinden fırlayıp Mustafa Kemal’in elini öperek “Var ol Paşam” dediği kayıtlarda yazmaktadır. Bu konunun da yer aldığı Mazhar Müfit Kansu’nun anıları “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” adıyla, 1966’da Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak basılmıştır (Bakınız: Mazhar Müfit Kansu’nun anıları).
1903 yılından başlayarak; Askeri Tıp Mektebi, Sivil Tıp Mektebi, Tıp Fakültesi, Haydarpaşa Lisesi, Marmara Üniversitesi olarak hizmet veren ve 1919 yılı 14 Mart direnişine ev sahipliği yapan Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne binası, 15 Nisan 2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 27.03.2015 tarih ve 6639 sayılı Kanun gereğince, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne tahsis edilmiştir.
Sivas Kongresi Sonrası Tıbbiyeli Hikmet
Sivas Kongresi’nden sonra Tıbbiyeli Hikmet, yakın arkadaşı Yusuf Bey (Balkan) ile birlikte, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı da olan Dr. Adnan Adıvar’ın başhekim olduğu hastanede, bakteriyoloji uzmanı İbrahim Tali (Öngören)’in başında bulunduğu laboratuvarda aşı yapımında çalışmıştır. Kendi üzerlerinde tifüs aşısı denenmesini gönüllü olarak kabul ettikleri için Mustafa Kemal Atatürk tarafından rütbe verilerek maaş bağlanmıştır (https://tr.wikipedia.org/wiki/Hikmet_Boran#cite_note-2).
Cumhuriyet ilanı sonrasında, Mustafa Kemal Atatürk, Tıbbiyeli Hikmet’in bulunarak Milletvekilliği teklif edilmesini istemiş ancak bulunamayıp, yanlış haber olarak öldüğü bilgisi ulaşmıştır. Atatürk’ün vefatından sonra, Tıbbiyeli Hikmet’in sağ olduğu ve Albay Hikmet Boran olarak bir askerî hastanenin başhekimliğini yapmakta olduğu öğrenilmiştir.
1940’larda gönüllü olarak Sarıkamış’a giden Hikmet Boran, karda mahsur kalan askerleri kurtarma çalışmaları sırasında yakalandığı verem hastalığı nedeniyle, 1945 yılında 44 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.
Aynı Haftadaki Bayramlarımız
Adanmışlık örneklerini, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, iki gün önce kutladığımız 14 Mart Tıp Bayramı ve iki gün sonra kutlayacağımız 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi Yıldönümü ile tamamlamak istiyorum.
Bir yanda, mezun olamadan Çanakkale Savaşları’nın da içinde olduğu istiklal mücadelemiz için şehit olan Tıp Fakültesi öğrencileri, diğer yanda işgali protesto için kuleler arasına asılan Türk Bayrağı…
İşte bu iki konuyu, “adanmışlık” kavramı ile birleştirerek bitirmek istedim.
Öncelikle 14 Mart ve 18 Mart Bayramlarını içtenlikle kutluyorum. Ayrıca, bu bayramların, 2026 yılına özgü olarak, Ramazan Bayramı ile noktalanan bir haftada birlikte kutlanmasını da güzel bir tesadüf olarak görüyorum. Bayramlarımız kutlu olsun.
www.halukozsari.com.tr, halukozsari@gmail.com, hozsari@iuc.edu.tr














