
Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit. Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.
Bugünün Büyümesi ve 2030
Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.
Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD doları, penetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.
Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.
13 Ayrı Odak
Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;
- Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
- Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
- Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
- Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
- Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
- Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
- Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
- Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
- Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
- Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
- Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
- Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
- Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.
Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon
Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.
Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;
- kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
- veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
- anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine
vurgu yapmaktadır.
Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.
Bu bağlamda;
- özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
- devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
- Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi
önerilmektedir.
Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.
Risk Gerçekleşmeden Sigorta
Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.
Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.
Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.
Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.
Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;
- kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
- yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
- kritik hastalıklar gibi alanlarda
riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.
“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”
İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.
Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.
www.halukozsari.com.tr, halukozsari@gmail.com, hozsari@iuc.edu.tr















