Yüzde 100 yerli sermaye ile Nisan 2021 yılında faaliyete geçen Ana Sigorta, 1’inci yılını kutluyor. Sektörün en genç oyuncularından biri olan Ana Sigorta, bir yıllık süre içinde 300 bini aşkın müşterisini yenilikçi ve kullanıcı dostu sigorta ürünleriyle buluşturmayı başardı.

Geçtiğimiz günlerde taşındığı Maslak Spine Tower’daki yeni ofisinde faaliyetlerine devam edecek olan Ana Sigorta, birinci yaşını da çalışanlarıyla yeni adresinde kutladı. Birinci yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, 2022 yılını şirketin “kök salma dönemi” olarak ifade eden Ana Sigorta Genel Müdürü Arda Tuncay, “Hedefimiz, acentelerimize ve sigortalılarımıza hem ürünlerimizle hem de iş yapış şeklimizle değer katarak sektörümüzde öncü konumda yer almak ve pazar payımızı üst sıralara taşımak” dedi.

Üretime başladıkları 2021 yılında 330’un üzerine çıkarttıkları acente ağını, aynı seçicilikle genişletmeye devam edeceklerini söyleyen Arda Tuncay, acente odaklı bir teşvik modeli ile dengeli bir portföy hedeflediklerini belirtti. Acente sigortacılığını temel alan yönetim anlayışı ile  sigortalılarına daha yaygın ve hızlı hizmet sunabilmek için 600’e yakın sağlık kurumu ile el sıkıştıklarını ve anlaşmalı servis sayısını 700 adede ulaştırdıklarına değinen Tuncay; Akdeniz, Çukurova, Ege, İstanbul Anadolu, İstanbul Avrupa, Karadeniz, Güneydoğu Anadolu, Marmara ve Orta Anadolu olmak üzere ülke genelinde 9 bölge müdürlüğü ile sigortalılarının yanında olduklarını söyledi.

ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ ARTIRACAĞIZ

Ana Sigorta’nın; trafik, kasko, konut, DASK, iş yeri, tamamlayıcı sağlık, TARSİM, nakliyat, seyahat sigortası ve yabancı sağlık branşlarında faaliyet gösterdiğini kaydeden Tuncay, özellikle bireysel sigortalarda ürün çeşitliliğini artırmayı hedeflediklerini belirtti.

Ana Sigorta’nın gücünün ve başarısının arkasında; nitelikli, farklı şirketlerin tecrübelerine sahip, özverili ve ilklere imza atmayı seven bir ekip olduğuna değinen Tuncay, “Sade organizasyon yapımız, katmansız ve ölçülebilir iş süreçlerimiz başarımızdaki diğer kilit noktalarımızdır. Dijital hizmet yetkinliğimizi geliştirmek üzere yaptığımız iş birlikleri ve planlanan zamanda hayata geçirilen projeler de bu seçkin ekibin gayretlerinin sonucudur” dedi.

2022 SEKTÖR İÇİN ZORLU BİR YIL OLACAK

Sigorta sektörü ile ilgili yaptığı değerlendirmede, geride bıraktığımız yılda; pandemi, kurdaki yukarı yönlü ivme, enflasyon, zorunlu trafik sigortalarındaki mevzuat düzenlemelerinin etkileri ve bazı branşlardaki fiyat rekabeti nedeniyle birkaç cephede savaşmak durumunda kalındığını kaydeden Tuncay, sektörün reel büyümeden uzaklaşırken, özellikle elementer branşlarda teknik karlılıkların gerilediğinin altını çizdi. 2022’nin de sektör için zorlu bir yıl olacağını söyleyen Tuncay, sigorta bedelleri ve hasar maliyetlerindeki yükselişin primlerde artışlara yol açacağını vurguladı. Diğer taraftan alım gücünün düştüğü dönemlerde mevcut varlıkların korunmasının önem taşıdığına dikkat çeken Tuncay, satın alma gücündeki değişime bağlı olarak piyasaya sunulacak hesaplı alternatif ürünlerle penetrasyonun korunacağını da belirtti. Pandemi döneminde özellikle sağlık tarafında toplumsal bilincin arttığını söyleyen Tuncay, geçen yıldan bu yana sağlık sigortalarında başlayan talep artışının bu yıl da sürmesini beklediğini ifade etti.

2022’de çeyrek milyardan fazla insan Covid-19, artan küresel eşitsizlik ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle artan gıda fiyatlarındaki şok nedeniyle aşırı yoksulluk seviyelerine düşebilir. Dünya Bankası, Covid-19’un ve kötüleşen eşitsizliğin 2022’de 198 milyon aşırı yoksulu ekleyeceğini ve 20 yıllık ilerlemeyi tersine çevireceğini öngörmüştü. Artan küresel gıda fiyatlarının 65 milyon insanı daha aşırı yoksulluğa iteceği ve bu yıl toplam 263 milyon aşırı yoksulun daha fazla yoksullaşacağı tahmin ediliyor.

Oxfam’ın yayınladığı yeni bir rapora göre, 2022’de çeyrek milyardan fazla insan Covid-19, artan küresel eşitsizlik ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle artan gıda fiyatlarındaki şok nedeniyle aşırı yoksulluk seviyelerine düşebilir. ‘Önce Kriz Sonra Felaket’ raporu, bu yılın sonuna kadar 860 milyon insanın günde 1,90 doların altında bir gelirle aşırı yoksulluk içinde yaşayabileceğini gösteriyor. Bu durum küresel açlığa yansıyor; yetersiz beslenen insan sayısı 2022’de 827 milyona ulaşabilir.

Dünya Bankası, Covid-19’un ve kötüleşen eşitsizliğin 2022’de 198 milyon aşırı yoksulu ekleyeceğini ve 20 yıllık ilerlemeyi tersine çevireceğini öngörmüştü. Dünya Bankası tarafından yapılan araştırmaya dayanarak Oxfam, yalnızca artan küresel gıda fiyatlarının 65 milyon insanı daha aşırı yoksulluğa iteceğini ve bu yıl toplam 263 milyon aşırı yoksulun daha fazla yoksullaşacağını tahmin ediyor.

Birçok insan, yemek, ısınma ya da tıbbi faturalar arasında seçim yapmak zorunda kalan, yaşam maliyetlerindeki keskin artışlarla başa çıkmakta zorlanırken, Doğu Afrika’da, Doğu Afrika’da halihazırda şiddetli açlık ve yoksulluk seviyelerine kilitlenmiş milyonlarca insan kitlesel açlığa kapılma olasılığıyla karşı karşıya.

HÜKÜMETLER BORÇ TEMERRÜDÜNE DÜŞÜYOR

Rapor, bir hükümetin, borç temerrüdüne yaklaştığını ve alacaklılara ödeme yapmak ve gıda ve yakıt ithal etmek için kamu harcamalarını kısmaya zorlandığına dikkat çekiyor. Dünyanın en fakir ülkeleri, 2022’de 43 milyar dolarlık borç geri ödemesi yapacak. Küresel gıda fiyatları şubat ayında tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak 2011’deki en yüksek krizi geride bıraktı. Petrol ve gaz devleri rekor düzeyde karlar bildiriyor ve benzer eğilimlerin yiyecek ve içecek sektöründe de yaşanması bekleniyor.

Yoksulluk içindeki insanlar bu şoklardan daha fazla etkileniyor. Artan gıda maliyetleri, zengin ülkelerde tüketici harcamalarının yüzde 17’sini, Sahra Altı Afrika’da ise yüzde 40’ını oluşturuyor. Zengin ekonomilerde bile enflasyon, eşitsizliği aşırı derecede artırıyor. ABD’de ailelerin en yoksul yüzde 20’si gelirlerinin yüzde 27’sini gıdaya harcarken, en zengin yüzde 20’si yalnızca yüzde 7’sini harcıyor.

Dünyanın her yerindeki çoğu işçi için gerçek zamanlı ücretler sabit kalmaya ve hatta düşmeye devam ediyor. Covid-19’un etkileri mevcut cinsiyet eşitsizliklerini de genişletti. Pandemi ile ilgili daha büyük iş kayıpları yaşadıktan sonra kadınlar işe geri dönmek için mücadele ediyor. 2021’de, 2019’a kıyasla 13 milyon daha az kadın istihdam edilirken, erkek istihdamı şimdiden 2019 seviyelerine ulaştı.

COVID-19 maliyetlerinin artması ve milyarder servetinin Covid-19’dan bu yana önceki 14 yılın toplamından daha fazla artmasına rağmen, hükümetler en zenginlerin vergilerini artırmayı başaramadı. Milyonerler için sadece yüzde 2’den ve milyarderler için yüzde 5’ten başlayan yıllık bir servet vergisi, yılda 2,52 trilyon dolar üretebilir ki, bu da 2,3 milyar insanı yoksulluktan kurtarmaya, dünya için yeterli aşı üretmeye ve evrensel sağlık ve sosyal koruma sağlamaya yetecek bir karam.

ACİL EYLEM ÇAĞRISI. NELER YAPILMALI?

Oxfam, yüzyılın son çeyreğinde yoksullukla mücadelede kaydedilen ilerlemeyi baltalamakla tehdit eden aşırı eşitsizlik kriziyle mücadele için acil eylem çağrısında bulunuyor.
COVID-19’dan adil ve sürdürülebilir bir iyileşmeyi finanse etmek için bir defaya mahsus ve kalıcı servet vergileri getirmeli.

Acil yardıma ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkeler için tüm borç ödemeleri hemen iptal edilmeli. Borcun iptal edilmesi, halihazırda borç sıkıntısı içinde olan veya yüksek risk altında olan 33 ülke için yalnızca 2022’de 30 milyar dolardan fazla hayati fonu serbest bırakacaktır.
Daha fakir ülkelerdeki diğer krizler için ayrılmış yardım fonlarını değiştirmek yerine, Ukrayna yardımı ve mültecilere ev sahipliği yapmanın maliyetlerini yeni fonlarla artırın ve ödeyin.
Ülkelere yeni borç yüklemeden veya kemer sıkma önlemleri uygulamadan, Özel Çekme Haklarına (SDR) en az 100 milyar doları yeniden tahsis edilmeli. G20, 100 milyar dolarlık geri dönüştürülmüş SDR sağlama sözü verdi, ancak bugüne kadar yalnızca 36 milyar dolar taahhüt edildi.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı, kredili hayat sigortaları hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Obalı, “Trafik sigortasını konuşuyoruz, 20 milyondan aracın sigortalandığından bahsediyoruz ama hayat sigortalı adedi 23.2 milyon kişi. Hayat sigortası deyince ciddi büyüklükten bahsediyoruz” dedi. Obalı, kredi bağlantılı hayat sigortalarının en büyük avantajının, sürdürülebilirliği sağlaması olduğuna da dikkat çekti.

Editör: Aytaç NALLAR

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı, kredi bağlantılı hayat sigortalarının en büyük özelliğinin sürdürülebilirliği sağlamak olduğunu söyledi. Obalı, hayat sigortaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Özgür Obalı, hayat sigortalarının, kişi adedi olarak Türkiye’de en büyük sigorta primini oluşturan sigorta branşı olduğunu söyledi. Obalı, en fazla konuşulan branşın trafik sigortası ve en çok sigortalının da bu branşta olduğunun sanıldığını belirterek, “20 milyon fazla aracın sigortalandığından bahsediyoruz. Oysa hayat sigortalı adedi 23.2 milyon kişi. Hayat sigortası deyince ciddi büyüklükten bahsediyoruz” dedi.

5 YILDA 5.6 MİLYAR TL BORÇ KAPATILDI

Özgür Obalı, kredi bağlantılı hayat sigortalarında, tüketici kredilerinde sigortalanma oranının yüzde 95’lere yakın olduğunu, konut kredilerinde bu oranın yüzde 90’lar civarında olduğunu kaydetti. Hayat sigortasının vefat halinde geride kalanlara, sakatlık durumunda da kişiye borç bırakmamak adına iyi kurgulanmış bir ürün olduğunu ifade ederek, “Sadece geçen sene 130 binden fazla kişinin bankalara olan 1.6 milyar lira kredi borcunu sektör kapatmış. Son 5 yılda ise 5.6 milyar lira borç kapatmışız. Bu kişiler ya vefat etmişler ya da çalışamaz hale gelmişler ve devreye sigorta girmiş, bu borçları kapatmış, sıfırlamış. Arta kalan tutar varsa, bu tutar da mirasçılara ödenmiş” dedi.

SİGORTALI, SİGORTASIZ ÜRÜN SUNACAKLAR

Özgür Obalı, bankadan kredi kullanırken, hayat sigortasının zorunlu olmadığını, isteğe bağlı olduğunu da hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bankalar bu konuda bir tavsiye kararında bulunuyor. Sigortayı da kredinin fiyatlamasında farklılaştırma yaparak yapıyorlar. Yani sigortalı ürünle, sigortasız ürün arasında fiyat farkı var. Sigortasız ürünün bir miktar daha faiz oranı yüksek, sigortalıda ise düşük. Bunun temel sebebi de tamamen matematik. Yani banka riskini bertaraf ettiği için risk primini fiyata yansıtıyor. Bankanın da bunu yapmaya hakkı var ve yeni çıkan kanun da bunu netleştirdi. Kanun, bankalara, sigortalı ve sigortasız iki ürün sunma hakkı tanıdı. Eğer vatandaş sigortalı ürünü tercih ediyorsa banka kredide avantaj sağlayabilir. Sigortasız ürünü tercih eder ya da sonradan sigortadan vazgeçerse sigortasız fiyatı tüketiciye önerebilir veya da yeni ödeme planını kendisine gönderebilir. Bu çerçevede sigortalı ve sigortasız ürün çok net ayrıştırılmış oldu.”

RİSKİ SİGORTAYA DEVREDİN DİYORUZ

Obalı, tüketicilerin, yapılan hayat sigortasının içeriğini iyi incelemeleri gerektiğini de önererek, “Alınan ürünün teminatına bakmak lazım. Mesela, bazı hayat sigortaları bazı hastalıkları kapsamıyor.  Koah hastalığına, kalp krizine istisna tanıyan ya da kanseri teminata katmayan poliçeler var. İşsizlik teminatı veren poliçeler de var. Sigorta paketleri ve içindeki teminat yapıları değiştikçe prim de farklılık gösterir” şeklinde konuştu.

Özgür Obalı, kredi kullanıp da hayat sigortası yaptırmayanların sonrasında çok ciddi pişmanlıklar yaşadığını, mirasçıların da ‘neden sigorta yapılmadı?’ diye sorguladığını vurgulayarak, “İş görememe, çalışamama gibi durumlara karşı kredinin nasıl ödeneceğini kafamıza takmak istemiyorsak, gelin bu riski devredin sigortaya diyoruz. Kredi bağlantılı hayat sigortalarının en büyük avantajı, sürdürülebilirliği sağlaması. Sigortanın en önemli fonksiyonu finansal ya da hayat tarafında veya da maddi koşullarda sürdürülebilirliği sağlamak. Siz bu riski devrettiğiniz için de hayatınıza kaldığınız yerden devam ettirebilmenize olanak tanınıyor, hayat sigortası ile” şeklinde konuştu.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, bir açıklama yaparak, BES’e en az 500 bin dolar veya karşılığı döviz tutarında katkı payı yatıran yabancı katılımcıların bu işlem esnasında Türk vatandaşlığı kazanmamış olmasından dolayı devlet katkısı alabilmelerinin mümkün olmadığını belirtti.

Türk vatandaşlığı kazanmak üzere BES’e en az 500 bin dolar karşılığı döviz tutarında katkı payı yatıran yabancı katılımcılar yüzde 30’luk devlet katkısından yararlanamayacak. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile ilgili açıklama yaptı.

TÜRK VATANDAŞLIĞI İMKANI TANINDI

SEDDK, açıklamasında, yabancı katılımcıların BES katılımcılarına sağlanan yüzde 30 oranındaki devlet katkısından yararlanma durumları hakkında tereddütler olduğuna değinerek, şu görüşlere yer verildi:

“Bilindiği üzere, 13.5.2022 tarihli ve 31834 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik uyarınca en az 500 bin Amerikan doları veya karşılığı döviz tutarında katkı payını, kapsamı Kurumumuz tarafından belirlenen fonlarda tutma ve 3 yıl sistemde kalma şartıyla bireysel emeklilik sistemine (BES) yatıran yabancıların istisnai olarak Türk vatandaşlığı kazanabilmesine imkân tanınmıştır. Ancak bahsedilen yabancı katılımcıların, hâlihazırda BES katılımcılarına sağlanan yüzde 30 oranındaki devlet katkısından yararlanma durumları hakkında tereddüt hâsıl olduğu Kurumumuza muhtelif kanallarla iletilmiştir.

DEVLET KATKISI ALABİLMELERİ MÜMKÜN DEĞİL

Devlet katkısı uygulamasına dayanak teşkil eden 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun ek 1 inci maddesi uyarınca bir katılımcının BES’e yatırdığı katkı payından devlet katkısı alabilmesi için sağlaması gereken koşullar kapsamında, katılımcının Türk vatandaşı olması veya 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28 inci maddesi kapsamında yer alması gerekmektedir. Bu çerçevede, istisnai olarak Türk vatandaşlığı kazanmak üzere BES’e en az 500 bin Amerikan doları veya karşılığı döviz tutarında katkı payı yatıran yabancı katılımcıların bu işlem esnasında Türk vatandaşlığı kazanmamış olmasından dolayı devlet katkısı alabilmesi mümkün bulunmamaktadır.”

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Sektörde yanlış anlaşılan bir kavram var, pazarı büyütmek için alternatif satış kanallarını geliştirmemiz gerekir deniyor. Bu konuya açıklık getirmek gerekir” diyerek, “Sigortacılık alanında dağıtım kanallarımız bellidir. Başka bir dağıtım kanalına da ihtiyaç yoktur” şeklinde konuştu.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, sigortacılığın gelişmesi ve sürekliliğinin sağlanmasında büyük önemi olan sigorta acentelerinin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, acentelerin komisyon artışı beklediğini de açıkladı.

Sigortacılık Haftası kapsamında düzenlenen Dağıtım Kanalları Panelinde konuşan Rifat Hisarcıklıoğlu, prim üretiminin yüzde 70’inin acente ve brokerler tarafından gerçekleştiğini, en çok kullanılan sigorta ürünü olan trafik ve kasko sigortası üretiminde acentelerini payının yüzde 80’in in üzerinde olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Peki, acenteler bu üretim oranını nasıl yakalıyor? Çünkü acentelerimiz coğrafi ve sayısal olarak en yaygın dağıtım kanalı. Çünkü acenteler, müşterilerin ihtiyaçlarına en uygun sigorta ürünlerini sunuyor. Çünkü acenteler, müşterini, tam ve doğru şekilde bilgilendirir ve müşterilerine 7 gün 24 saat hizmet verebilir. Çünkü aynı şehirde yaşıyorlar, rahatlıkla ulaşabiliyorlar. Ayrıca sigorta acentelerinin sigorta şirketlerine katkısı da çok büyük. Acenteler sigorta pazarında coğrafi çeşitlilik sağlıyor. Sigorta poliçelerini toplumun tüm sosyal, ekonomik gruplarına ulaştırıyor. Tüm bu nedenlerden dolayı ülkemiz sigortacılığını gelişmesi ve sürekliliğinin sağlanmasında büyük önemi olan sigorta acentelerini hep beraber desteklemeliyiz” şeklinde konuştu.

HAKSIZ REKABET ENGELLENMELİ

“Sektörde yanlış anlaşılan bir kavram var, pazarı büyütmek için alternatif satış kanallarını geliştirmemiz gerekir deniyor. Bu konuya açıklık kavuşturmak gerekir diye düşünüyorum. Sigortacılık alanında dağıtım kanallarımız bellidir. Başka bir dağıtım kanalına da ihtiyaç yoktur” diyen Rifat Hisarcıklıoğlu, mevcut acenteler üzerinden alternatif satış yöntemlerinin, yeni iş modellerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Dijitalleşmenin mevcut satış kanalının gelişimi için kullanılması gerektiğini ifade eden Rifat Hisarcıklıoğlu, “Acente ve brokerler arasındaki haksız rekabet ve uygulamalar da engellenmeli” dedi.

TRAFİKTE KOMİSYONLAR ARTIRILMALI

Rifat Hisarcıklıoğlu, gittiği her ilde acentelerden sigorta komisyonları ile ilgili sorular aldığına da değinerek, “Geçen yılki toplantı sonrası havuz poliçelerinde acente komisyonları artırıldı. Ancak bu yeterli gelmiyor ki, her ile yaptığım ziyarette yeterli olmadığını görüyorum. Trafik sigortasında tüm araçlar için acente komisyon artırılmasını talep ediyorlar” dedi.

3600 ek göstergenin detayları netleşti. Düne kadar belirli kesimleri kapsaması beklenen ek gösterge artışında kapsam genişledi ve tüm memurlar bu haktan yararlanacak. Düzenleme 2023’ün başında uygulamaya girecek. 

Ek gösterge ne anlama geliyor?

Unvan, sınıf, hizmet ve derecelere göre farklılık gösteren ek gösterge, bir başka adıyla da katsayı, devlet memurlarının çalışırken ki maaşlarının, emekli ikramiyelerinin ve emekli maaşlarının hesaplanmasında uygulanan bir hesaplama yöntemi. Emeklilik maaşı ve ikramiyesi bu hesaba göre yapılıyor. Ek gösterge arttıkça maaş ve emekli ikramiyesi de artıyor.

Yeni düzenleme kimleri kapsayacak?

Başta hemşire, din görevlisi, öğretmen, polisler olmak üzere tüm kamu personelinin ek göstergeleri artacak.

Ek gösterge artışı nasıl olacak?

Hemşire, din görevlisi, öğretmen, polislerin ek göstergeleri 3600’e çıkacak. Diğer tüm memurların ek göstergelerinde 600 puanlık artış olacak. Genel müdür yardımcılarının ek göstergesi 3600’den 4400’e çıkacak. Şube müdürü ve ilçe müdürü ek göstergeleri 2200’den 3000’e yükselecek.

Ek gösterge artışı çalışan memurların maaşlarını etkileyecek mi?

Görevdeki memurların maaşlarında bir artışa neden olmayacak hatta kimi memurların maaşlarında az bir düşüşe neden olurken, kimi çalışanların maaşlarında ise 90-100 lira arasında bir artış yaratacak.

Maaşlara etkisi nasıl olacak?

Ek gösterge artışı asıl emekli maaşlarına ve emekli ikramiyelerine ciddi etki edecek. Emekli aylıklarında yüzde 20 ila 22 arasında artış yaşanacak. Hemşire, din görevlisi, öğretmen, polislerinin ek göstergeleri 3600’e çıktığında 1.234 lira ile 1.391 lira arasında emekli maaşlarında artış yaratacak. Örneğin, ek göstergesi 3000 olan ve 5.600 lira maaş alan bir memurun ek göstergesi 3600’e çıkacağından düzenleme sonrası emekli maaşı 6.800 liraya yükselecek. 2200 ek göstergeye sahip memurun düzenleme sonrası maaşında 1.390 lira artış yaşanacak.

İkramiyelere yansıması nasıl olacak?

İkramiyelere de yüzde 20 ila 22 arasında etkisi olacak. 30 yıllık hizmeti bulunan bir memurun emekli ikramiyesi ise 44.500 lira ile 50.000 lira arasında artacak. Örneğin, 3000 ek gösterge 3600’e çıktığında 197 bin lira olan emekli ikramiyesi 248 bin liraya yükselecek. Ek göstergesi 2200 olan hemşire ya da din görevlilerinin göstergeleri 3600’e yükseldiğinde ikramiyelerinde 50 bin liralık artış olacak. Ek göstergelerin maaşlara ve ikramiyelere tam olarak nasıl yansıyacağı düzenleme Meclis’e gönderileceği zaman netleşecek.

Emekliler de bu imkandan yararlanacak mı?

Emekli olmuş ve ikramiyesini almış memur, yeni düzenleme yapıldığında ikramiye farkı almayacak ama emekli maaşı artacak.

2023 ocak ayına kadar maaşlarda bir değişiklik olacak mı?

Memur ve emeklileri ocak ve temmuz olmak üzere senede iki kere zam ve enflasyon farkı alıyorlar. Ek gösterge düzenlemesi yapılana kadar memur ve emeklileri temmuz ayında maaş zammı ve üzerine enflasyon farkı alacaklar. Ayrıca 2023’ün başında da yine maaş zammı ve enflasyon farkı maaşlara yansıyacak. Bu kapsamda 3600 ek gösterge düzenlemesi sene başında maaş ve ikramiyelerde yukarı yönlü fark yaratacak.

Ek Gösterge Artışının Maaş ve İkramiyelere Etkisi (TL)

Görev
Mevcut Maaş
Mevcut İkramiye
Yeni Maaş
Yeni İkramiye
Öğretmen                   5.550 201.850                  6.771 246.257
Öğretmen 5.243 168.200 6.396 205.204
Polis 5.650 202.560 6.893 247.123
Polis 5.242 200.182 6.395 244.222
Hemşire 5.430 198.000 6.624 241.560
Hemşire 5.100 164.245 6.222 200.378
Din Görevlisi 5.470 198.000 6.673 241.560
Din Görevlisi 5.242 200.182 6.395 244.222
Genel Müdür 14.100 300.000 14.315 304.500
Kamu Görevlisi 4.200 180.000 4.326 185.450
İl Müdürü 5.620 203.000 6.744 243.000

 

Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Bilal Türkmen, kötü amaçlı ve fidye yazılım risklerinde yüzde 400’e varan artışlar yaşandığını belirterek, siber sigortalara talebin çok olduğunu, arzın talebe yetişemediğini söyledi. Türkmen, dünyada siber sigortaların oluşturduğu zararın 6 trilyon dolar olduğunu kaydetti.

Editör: Aytaç NALLAR

Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Bilal Türkmen, dünyada en fazla gelişen siber sigortaların Türkiye’de de gelişmeye devam edeceğini söyledi. Türkmen, siber sigortalarda hem bireysel hem de kurumsal ürünlerin mevcut olduğunu, ancak bilinç seviyesinin iyi seviyede olmadığını belirterek, dünyada son 20 yılda yaşanan dijitalleşmenin etkisi ve Covid pandemisi ile birlikte siber sigortalara olan ilginin arttığını kaydetti.

Dünya Ekonomik Forumu’nun, 2022 yılı küresel riskler raporunda siber risklerin birinci sıraya yükseldiğine değinin Türkmen, “Kötü amaçlı ve fidye yazılım risklerinde yüzde 400’e varan artışlar yaşandı. Siber sigortalar çok farklı bir iş alanı, yani her geçen gün risklerin çeşitlendiklerini görüyoruz, ancak talep de çok fazla. Hatta talep o kadar fazla ki, arz bu talebe, yani reasürans kapasitesi buna yetişmiyor. Dolayısıyla her yıl da fiyatların arttığını görüyoruz ve özellikle çok ciddi hasarlar söz konusu. Şu an 6 trilyon dolardan bahsediliyor dünya genelindeki siber risklerin oluşturmuş olduğu zararlar” dedi.

ZARARLARIN NEDENİ İNSAN KAYNAĞI

Bilal Türkmen, bugün siber sigortaların Amerika ve Avrupa’da çok ilerlediğini vurgulayarak, “Oradaki devlet kurumları data sızıntıları ile ilgili çok ciddi kurallar getiriyor. Hatta bazı yerlerde siber sigortaların zorunlu olmasına yönelik konular görüşülüyor. Bu da otomatik olarak sigortaya olan ilgiyi arttırıyor. Yani yüzde 80 zararlarda artış söz konusu ve burada da büyük çoğunluğunda insan kaynaklı olduğunu görüyoruz. Neden insan kaynaklı? Aslında kişilerin bilgilerini, onların güvenlik gereksinimlerini karşılayamamasından ötürü ya da her gelen e-postaya tıklaması ve maillere tıklanması; yahut daha güvenlikli şifreler kullanılması yerine daha hatırlanabilir şifrelerin kullanılması gibi nedenlerle aslında sosyal mühendislik yoluyla kimlik hırsızlığı yapılması çok büyük etken olarak siber zararların kaynağı olarak görülüyor” şeklinde konuştu.

POLİÇE SAYISINDA YÜZDE 100 ARTIŞ VAR

Bilal Türkmen, siber sigortalara yönelik algının değiştiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle bu senenin başından itibaren poliçelenme sayılarında yüzde 100’e varan artışlar görüyoruz, geçen seneye kıyasla. Çünkü bilinçlenme faaliyetleri çok oldu ve çok da duymaya başladık. İşte, telefona gönderilen bağlantıyla sigortacıyım, paramız var bunu gelip alabilirsiniz şeklindeki unsurlar her tarafta, özellikle haberlerde yayınlandığı için kişiler ve kurumlar da farkındalık seviyesinin yükseldiğini görüyoruz. Yani dünyada en fazla gelişen alan Siber sigortalar ve ülkemizde bu gelişmeye devam edeceğini öngörmek yanlış olmaz.”

Bilal Türkmen, siber sigortaların fiyatlarından da bahsederek, bireylerde ortalama primin 300 liradan başladığını kaydetti. KOBİ’ler ve ticari işletmelerde ise tek bir fiyat verilemeyeceğini ifade eden Türkmen, “Çünkü o ticari işletmenin özelinde çalışmalar yapmak zorundayız. Bilgi teknoloji tarafına güvenlik önlemleri yeterli mi? Herkese özel bir fiyatlama çıkıyor” dedi.

Anadolu Sigorta, sağlık sigortasının önemini bir baba kız hikayesiyle anlattığı reklam filmiyle, “Brandverse Awards” yarışması “Film- Finans” kategorisinde altın ödüle layık görüldü.

(Basın Bülteni) Marketing Türkiye ve BoomSonar tarafından düzenlenen Social Media Awards Turkey, 6’ncı yılında bir yeniliğe imza atarak dijitaldeki en başarılı marka ve projeleri Brandverse Awards’un 360 derece kapsamlı bakış açısı ile ödüllendirmeye başladı. Brandverse Awards’ta, “Sevdiklerinizin Sağlığı Güvence Altında” reklam filmiyle “Film-Finans” kategorisinde birinciliğe layık görülen Anadolu Sigorta, altın ödül kazandı. 30 Haziran 2022 tarihinde düzenlenen ödül töreninde, şirket adına ödülü Kurumsal İletişim Uzmanları Melis Tutan ve Didem Aktaş aldı.

Anadolu Sigorta’nın, sağlık sigortasının önemine dikkat çektiği reklam filminde, hayatı boyunca “ne olur, ne olmaz” diyerek kızı için her türlü önlemi alan bir babanın, kızına yıllar önce yaptırdığı sağlık sigortası ile zor günlerinde kızının yanında oluşu ele alınıyor. Ödül alan reklam filmi hakkında açıklama yapan Anadolu Sigorta İletişim Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, “Anadolu Sigorta’nın hayat boyu yenileme garantili sağlık sigortasının bilinirliğini en etkili şekilde anlatmak için yola çıktık. Potansiyel müşterilerimizin sağlık sigortası yaptırma konusunda en büyük çekincelerinden biri, bir hastalık ya da sağlık sorunu durumunda, sigorta kapsamının dışında kalmak ya da yüklü yenileme bedelleriyle karşılaşılması olarak görünüyor. Filmde kızı için her türlü önlemi alan baba, kızına yaptırdığı sağlık sigortası ile yıllar sonra bile zor günlerinde kızının yanında olmayı başarıyor. Hikayesi güçlü bir iç görüye dayanan reklam filmimiz izleyicilerden olumlu geri bildirimler aldı, bunun yanında alanında uzman seçkin bir jüri tarafından da altın ödüle değer görüldüğümüz için mutluyuz. Reklam filmimizin yapımında emeği geçen tüm iletişim ekibimize, yaratıcı ajansımız TBWA’e ve filmimizi ödüle layık gören ekibe teşekkürlerimizi sunuyoruz” diye konuştu.

Eski ve yeni nesil iletişim, pazarlama iletişimi ve reklam alanında üretilen tüm işleri “bütünleşik pazarlama” anlayışıyla değerlendiren Brandverse Awards 2022, yıl boyunca sergilenen reklam, pazarlama ve pazarlama iletişimi çalışmalarını özgün bir değerlendirme modeli ile sonuçlandırdı. Alanında uzman ve sektörün önde gelen isimlerinden oluşan jürisiyle bu alanda önemli bir organizasyon olmayı amaçlayan Brandverse Awards’ta ödül kazanan markalar, metaverse ve NFT alanında uzman Metaverse360 desteğiyle ödüllerinin NFT’lerini de aldı.

SEDDK, Muallak Tazminat Karşılığından Kaynaklanan Net Nakit Akışlarının İskonto Edilmesi Hakkında Genelge Yayımladı. Genelge ile net nakit akışları finansal raporlama dönemi tarihi itibarıyla yüzde 22 oranı dikkate alınarak peşin değere iskonto edilebilecek.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), muallak tazminat karşılıklarında iskonto oranını yüzde 22’ye yükseltti. SEDDK, Muallak Tazminat Karşılığından Kaynaklanan Net Nakit Akışlarının İskonto Edilmesi Hakkında Genelge Yayımladı. Genelge ile Muallak Tazminat Karşılığından Kaynaklanan Net Nakit Akışlarının İskonto Edilmesi Hakkında Genelgede değişikliğe gitti.

Eski genelgeye göre, net nakit akışları finansal raporlama dönemi tarihi itibarıyla yüzde 17 oranı dikkate alınarak peşin değere iskonto ediliyordu. Yüzde 17’lik iskonto oranı ise 27 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girmişti.

SEDDK, yeni yayınladığı genelge ile net nakit akışları finansal raporlama dönemi tarihi itibarıyla yüzde 22 oranı dikkate alınarak peşin değere iskonto edilebileceğini açıkladı. Yeni iskonto oranı 22 Temmuz tarihinde yürürlüğe girdi.

Ancak SEDDK genelgesine göre, 30 Haziran 2022 tarihli finansal tablolarını hazırlamayan şirketler yeni açıklanan genelgedeki iskonto oranını 30 Haziran tarihi itibariyle de uygulayabilecek.

Akıllı Sağlık Ekosistemi Raporu, sağlık hizmetlerinin teknoloji sayesinde geçireceği büyük dönüşüme dikkat çekiyor. Dijitalleşmenin çok daha ötesine geçecek olan entegre, hiper bağlantılı, gerçek zamanlı bir hızla çalışan akıllı sağlık sistemleri; kişiselleştirilmiş bakım ve sağlık deneyiminin kapılarını aralayacak. Günümüz dünyasında mevcut sağlık hizmetlerinin uzun vadede sürdürülebilir olmayacak. Obezite, kronik hastalıklar, yaşlanan nüfus ve sağlık eşitsizlikleri arttıkça, sağlık ve bakım hizmetleri tüm dünyada GSYİH’den giderek artan oranlarda pay almaya devam edecek.

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY (Ernst&Young) Akıllı Sağlık Ekosistemi Araştırmasının sonuçlarını içeren raporunu açıkladı. Geleceğin akıllı sağlık ekosisteminde nasıl değer yaratılabileceği sorusuna yanıtlar arayan EY araştırmasına dayalı raporda, akıllı sağlık ekosisteminin, hastalara her zaman ve her yerde daha doğru içgörülerin yanı sıra kişiselleştirilmiş sağlık hizmet ve deneyimleri sağlayacağı da vurgulanıyor.

EY araştırması, sağlık hizmetlerinin daha da insan odaklı hale getirilmesi için yapay zekâ teknolojilerinin en etkin ve verimli şekilde nasıl kullanılabileceğine odaklanıyor.  Sağlık bilimleri ve sağlıklı yaşam uygulamalarının son yıllarda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çeken rapor, son dönemde sağlığı yönetme şeklini dönüştüren dijital veya sanal bakım modellerinin benimsenme hızında büyük bir artış yaşandığına dikkat çekiyor.

2030’DA 18 MİLYON İSTİHDAM AÇIĞI

Bugün sağlık alanındaki sistemler, genellikle her biri bağlı veri mantığı ve uygulamalara sahip çok sayıda sistemden ve birbirini tamamlayıcı nitelikte olmayabilen farklı tedarikçilerden temin edilmiş bağımsız uygulamalardan oluşan çalışma mantığından oluşuyor. Gelecekte tüm kullanıcılara açık olacak değer sunan sağlık platformları ise, birbirine entegre ve uyumlu teknolojiler, uygulamalar ve mikro sistemler tarafından gerçek zamanlı olarak erişilebilecek tekil veriler üzerine inşa ediliyor.  EY raporu, günümüz dünyasında mevcut sağlık hizmetlerinin uzun vadede sürdürülebilir olmayabileceğini ortaya koyuyor. Obezite, kronik hastalıklar, yaşlanan nüfus ve sağlık eşitsizlikleri arttıkça, sağlık ve bakım hizmetleri tüm dünyada GSYİH’den giderek artan oranlarda pay almaya devam edecek.

2030 yılına kadar küresel sağlık hizmetleri iş gücünde 18 milyona ulaşan bir istihdam açığı tahmin ediliyor. Bu da dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekaya geçişin önemini artırıyor. EY’ın Akıllı Sağlık Ekosistemi Raporu, geleceğin klinisyenlerinin yapay zeka, büyük veri, robotik ve diğer gelişen teknolojiler ve disiplinler konusunda daha eğitimli, ‘tıp mühendisleri’ olarak da tanımlanabilecek uzmanlar olacağına da vurgu yapıyor. Bu uzmanlar, günümüzde teknolojik olgunluk ve ticari değer açısından hızla büyüyen artırılmış gerçeklik, nanobotlar ve diğer güçlü araçların yardımıyla birden fazla hastayı uzaktan takip edebilecek.

YÜZDE 36’LIK BİLEŞİK YILLIK BÜYÜME ORANI

Sağlık hizmetleri sektörünün yeni teknolojiler tarafından yönlendirildiği günümüzde bulut teknolojisi, sensörler, sanal ve genişletilmiş gerçeklik sistemleri ile beşinci nesil genişbant uygulamalarının sağlık hizmetlerine entegrasyonu için çalışmalar yapılıyor. Bunlara ek olarak, kuantum bilgi işlem ve metaverse gibi daha ileri teknolojiler de ufukta şekilleniyor.

Sağlık hizmetlerinin geleceğinin anahtarını elinde tutan birçok yeni teknoloji söz konusu. Nanobotlar, taşınabilir genomik sıralayıcılar, sürekli aktif sensörler ve sürekli öğrenen yapay zeka gibi yüksek teknolojiler sayesinde sağlık hizmetleri yakın gelecekte çok büyük bir değişim geçirecek. İlgili teknolojilerin gelişmesi, sağlık alanında gelişen tıbbi nesneler internetinin (IoMT) yaratılmasını da sağlayacak. Sağlık hizmeti verilerinin niceliği ve kalitesinde eşi görülmemiş bir büyüme sağlayacak olan IoMT, gelecekte evlerde ve çalışma ortamlarında, akıllı altyapıya bağlı cihazlar, sanal asistanlar, hareket sensörleri, uzaktan izleme araçları ile her alanda kullanımda olacak.

2010 yılında tüm dünyada toplam 20 milyon olan sensör adedi 2020’de bir trilyona ulaşmış durumda. Bu 10 yılda yüzde 195’lik bir CAGR (Bileşik Yıllık Büyüme Oranı) oranına denk geliyor.  Gelecek üç yıl içinde sağlık verilerinin büyümesi için yüzde 36’lık CAGR öngörülüyor. Bu da sağlık ve bakım hizmetleri sektörünün imalat (%6,3) veya finansal hizmetler (%6) gibi sektörler için veri üretimindeki artışı geride bırakacağı anlamına geliyor.

SAĞLIKTA YAPAY ZEKA KULLANIMI ARTIYOR

Sağlık hizmetlerinde yapay zekanın varlığı ve kullanımının giderek arttığını vurgulayan rapor FDA tarafından sadece 2021 yılında 130’dan fazla yeni algoritmanın tıbbi kullanımının onaylandığına dikkat çekiyor. Bu algoritmalar ‘dijital triyaj’ gerçekleştirmek, bakım hizmetlerini optimize etmek, davranışsal koçluk ile gerçek zamanlı hastalık yönetimi sağlamak ve diğer büyük veri kümeleri üzerinde daha derin analizler yürütmek için araçlar sunuyor.

Sağlık hizmetleri alanındaki veri hacmi genişlemeye devam ederken, yapay zeka bu verileri farklı şekillerde bağlamak, birleştirip sorgulama yapmak ve eyleme dönüştürülebilir içgörüler üretmek için değerli araçlar sunuyor. Raporda akıllı sağlık ekosisteminin gelişimini destekleyecek olan etkenler arasında şu maddeler de yer alıyor:

SAĞLIK HİZMETLERİ KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ HALE GELECEK

Akıllı Sağlık Ekosistemi Raporuna ilişkin olarak, EY Türkiye Sağlık ve Yaşam Bilimleri Sektörü Lideri T. Ufuk Eren şunları söyledi:

“Günümüzde sağlık ve bakım hizmetlerinde üretilen veri miktarı her geçen gün artıyor. Bu verilerin yapılandırılmamış, ham bilgiler olmaktan çıkartılıp eyleme dönüştürülebilir içgörüler haline gelebilmesi için yeni analitik araçlara olan ihtiyaç da artıyor. Yenilikçi teknolojiler bu alanda itici güç olmaya devam ediyor. EY Akıllı Sağlık Ekosistemi raporunda detaylı bir şekilde anlatılan öncü teknoloji ve uygulamalar bilim kurgu gibi gelse de sağlık hizmetlerindeki büyük değişim zaten başlamış durumda. Pandemi döneminde uzaktan sağlık uygulamalarının benimsenmesinde tüm dünyada önemli artış görüldü. Sektör, sağlık ve bakım hizmetlerine yönelik entegre, kapsamlı yaklaşımlar geliştirmeye odaklanıyor. Birbirinden farklı, çoğu zaman bağlantısız verilerle ve teknolojiyle beslenen yenilikler akıllı bir sağlık ekosisteminin ortaya çıkmasına da olanak sağlıyor. Bu akıllı ekosistem, hastalara her zaman ve her yerde daha doğru içgörüler ve daha fazla kişiselleştirilmiş sağlık deneyimleri sunacak. Teknolojinin gelişimi, gelecekte sağlık hizmetlerinin çok daha kişiselleştirilmiş hale gelmesini sağlayacak. Hastalara gerçek anlamda sağlık değeri sunmayı başaran şirketler geleceğin kazananları olacak. Bu vizyonu gerçekleştirmek, sağlık sektörü ile sağlıklı yaşam endüstrileri içerisinde sıkı bir iş birliğini de gerektiriyor.”